ABD Talimatı İle İdam Edilen İki Gerilla

0 410
image_pdf
Haziran sancılı bir ülkedir kalbimize
Turgut Uyar

 

Generaller çetesi 12 Eylül 1980 tarihinde “bayrak Harekâtı” adını verdiği darbeyi gerçekleştirdiğinde birileri “bu dönem direnilmez” diyerek pılını, pırtısını toplayıp yol aldığında, Hazirancılar 12 Eylül’de estirilen faşist teröre karşı şehir gerillası temelinde oligarşiye vurduğu darbelerle faşizmin halkı pasifize edip, tümüyle teslim alma politikasının önünü tıkamıştır. Aynı dönem Didar ŞENSOY öncülüğünde bir grup tutsak yakını 12 Eylül zindanlarında direnen devrimci tutsakların, faşist devlet terörüne karşı sokaklardaki sesi olmuştur.

12 Eylül süreci oportünist ve reformist solun tamamen kimliksizleştiği ve “direniş” kavramını tümüyle rafa  kaldırdığı bir süreç olarak işletilmiştir. 12 Eylülcüler ve Oligarşi aynı sürecin bir devamı olarak cunta zindanlarında direnen devrimci ve örgütlere 1991 şartlı tahliyesi ile Avrupa’nın yolunu açmış “Bu dönem direnilmez” diyenler değil sadece direniş zemininde duran birçok devrimci ve örgütüde kurduğu tuzağa çekmiş ve düşürmüştür.

2011 yılında ABD ve işbirlikçisi Türkiye oligarşisi “büyük ortadoğu projesi” bağlamında en kritik ülke olan Suriye’ye karşı eğittiği, donattığı ÖSO çeteleri ile saldırmış ve işgal operasyonunu başlatmıştı. Saldırı sonrası ise Türkiye’de ilerici, sol, aydın vs kesimler ve devrimci örgütler ABD ve Türkiye’nin başını çektiği Suriye’ye saldırı ve işgal koalisyonuna karşı anti-emperyalist tavır almış ve kimi eylemler ve basın açıklamaları gerçekleştirmiştir. Aynı dönemde IŞİD’i anti-emperyalist direniş zemininde değerlendiren ve övgüyle bahseden yaklaşımlarıda tarih not etmiştir.

IŞİD’in 2014’te Kobane’de Kürt halkına yönelik sadırısı sonrası ise ilerici, sol, aydın vs. kesimler ile devrimci örgütlerin tutumlarını özel olarak aktarmaya gerek yok. Dost, düşman herkesin malumu zaten. Fakat bir hususun altını kendi açımızdan bir kez daha çizmekte yarar var. Partimiz THKP-C/MLSPB Ulusların kendi kaderini tayin hakkı (UKKTH) ile herhangi bir anda o Ulusa önderlik eden hareketin savunduğu görüşleri ve çizgiyi birbirine karıştırmaz. Filistin halkının davası ve direnişi ile o direnişe önderlik eden hareketlerin çizgisini birbirine karıştırmadığımız gibi. Kürt halkının direnişi ve davası içinde benzer yaklaşım söz konusudur.

Partimiz bahsi geçen ve özel olarak TDH’ni yakından ilgilendiren Filistin ve Kürt meselesinde her iki halkın davası ve direnişini savunduğunu ve sürdürdüğünü idda eden hareket ya da örgütlerin çizgisinden yola çıkarak meşru, demokratik ve haklı taleplerini pazarlık konusu yapmaz. Elbette bahsi geçen Kürt ve Filistin meselesinin muhatabı örgüt ve hareketlerin çizgisine ilişkin kendi çizgimiz temelinde bir tutumumuz vardır.

Bu bağlamda, Haziran’da şehit düşen yoldaşlarımızı andığımız bu günlerde değinilen konu başlıkları birbirinden kopuk değildir. 10 milyon küsür işsizden bahsediliyorsa, Onmilyonlarca insan açlık sınırı altında bir yaşama mahkum edilmişse, bütün bu gelişmelerden  bağımsız değildir. Ülkemizde en temel hak ve özgürlükler rafa kaldırılmıştır. Anayasadan, hukuktan, adaletten bahsetmek iğrenç bir demogojiden başka bir şey değildir. Oligarşi ve kuklası faşist Erdoğan geri dönülmez bir girdabın içindedir. Süreç bütünüyle kıtlık ve çatışma koşullarına göre şekillendirilmektedir. Oligarşik dikta rejiminin sözcüsü Erdoğan ve çetelerine karşı öncü güçler Türk ve Kürt halklarının güncel ve somut taleplerini devrim cephesi etrafında birleştirmenin iradesi ve direnişinden asla taviz vermemelidir.

Türk ve Kürt halkları ortak düşman oligarşinin  temsilcisi AKP/MHP faşist çetelerine ve de ırkçı ve milliyetçi İYİ Parti/CHP’nin hile ve hurdalarına karşı uyanık olmalıdır. Aynı zamanda, şovenist ve Kemalist histeriden bir türlü arınamayan ya da arınmak istemeyen Türk ve Kürt halklarının ortak düşmana karşı birliğini ve direnişini zayıflatan vede kendinden başka kuş türü tanımayan devrimci ve sol görünümlü kişi ve grupların devrimci saflarda yaratacağı gerilimin tuzaklarına düşmemelidir.

Politik askeri savaşta kesintisiz direniş ve tarihsel devamlılık esastır. Elbette devrimci mücadele ve direniş düz bir seyir izlemez bu tarihin diyalektiğine aykırıdır. Zaman zaman emperyalizme ve oligarşiye karşı yürütülen direnme savaşında halk ve öncü güçler iniş çıkışlar yaşarlar, sorun direnişin devamlılığı ve teslimiyeti reddetmektir. Tarih 25 Haziran 1981 Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan PARTİ-CEPHE’nin teslimiyeti reddeden anlayışına uygun olarak HAZİRAN’da şehit düşenlerimizdir.

Tarihi her zaman direnenler yazar. Direnişin ve tarihsel devamlılığın birer halkası olanlar Alper ÇAKAS, Mahir ARPAÇAY, Muhammed ASRLAN ve Fırat ÇAPLIK’lardır.

Ya Özgür Vatan Ya Ölüm!

Kurtuluşa Kadar Savaş

Arda Yumurtacı

18 Haziran 2020


·         Ahmet SANER ve Kadir TANDOĞAN’IN Yaşam Öyküsü

Kadir, Ahmet ve Hakkı Kolgu üç devrimci arkadaştı. Kadir 1958 yılında İstanbul’da, Ahmet 1959 yılında Trabzon Akçaabat’ta doğmuştu, yolları öğrenci eylemleri içinde kesişmişti. Daha liseli yıllarda, ilk gençlik yaşlarında sarmıştı onları özgürlük ateşi ve devrim sevdası.

Gençtiler, sevdalarına tutkundular. Yiğit ve cesurdular, devrime adandılar. Dostlarına sevimli ve yumuşak, düşmanlarına kinli ve heybetliydiler. Gün geldi THKP-C/MLSPB saflarında yer aldılar.

CIA Ajanı Alberto Sam Novello ve MİT ajanı Ali Sabri Baytar’ın cezalandırılması kararlaştırıldı. Takvim yaprakları 16 Nisan 1981 tarihini göterdiğinde planlanan eylem için görev aldılar. Gözlerini kırpmadan, inandıkları dava uğruna yüreklerini ortaya koydular.

Ahmet SANER ve Hakkı KOLGU, Vefa Lisesinden okul arkadaşıydı. Şimdi aynı eylemde yer alan iki yoldaşı, eylem yerine motosikletle Kadir götürdü. Kadir TANDOĞAN motoru ile arka sokakta beklerken, Ahmet ve Hakkı eylemi gerçekleştirdi. CIA Ajanı Alberto Sam Novello ve ve MİT ajanı Ali Sabri Baytar ölümle cezalandırılmış ve eylem amacına uluşmıştı.

Silah seslerini duyan Kadir motorunu çalıştırdı ve arkadaşlarını alarak hızla olay yerinden uzaklaştı. Buraya kadar planladıkları gibi gerçekleşen eylem, bu aşamada aksamıştı. Motorları ve silahlarını almak için onları beklemesi gereken kamyon yerinde yoktu.

İstanbul’un Beşiktaş, Zincirlikuyu ve Bebek semtlerinde oligarşinin kolluk gücü polisle satlerce süren kovalamaca ve çatışma sırasında, önce Hakkı, sonra da Kadir vuruldu. Ve kanlar içinde yakalandılar. Hakkı KOLGU hastahanede veda etti yoldaşlarına. Kaldırıldığı hastanede tedavisi yapılmayarak ölüme terkedildi.

  • ABD HEYETİ TÜRKİYE’DE

Kadir ve Ahmet için sonucu belli yargılama süreci hemen başlatıldı. ABD’nin talimatı ile iki gerillanın ipini çekme görevi 12 Eylül faşist terörünün cunta generali sözde savcı, Faik Tarımcıoğlu’na verilmişti. Bu savcı kendine, Kadir TANDOĞAN ve Ahmet SANER’in örgütü THKP-C/MLSPB’yi çökertmek gibi bir misyon üslenmişti.

Acele bir iddianame hazırladı. İddianame eyleme katılanların pozisyonundan hiç söz etmiyordu. Öldürülen Alberto Sam Novello ve Ali Sabri Baytar’ın kim olduğu ve görevleri tam olarak açıklanmıyordu. Salıpazarında müfreze görevlileri deniyordu, ama Salıpazarındaki bu müfreze neyin müfrezesiydi, belli değildi.

Karar, verilen talimatla zaten önceden verilmiştir. idam! Ama Kadir ve Ahmet boyun eğmez, nedamet getirmez. Karar günü Filistin halkıyla dayanışma günüdür. Hâkimlerin yani askeri faşist diktanın yüzüne karşı Filistin halkının özgürlük savaşına desteklerini haykırırlar!

25 Haziran 1981. Vietnam kasabı Commer başkanlığında, üst düzey bir ABD heyeti Türkiye’dedir. Kurbanlarını almaya gelmiş gibidirler. Hüküm acele onaylandı. Biletler kesilmişti. Karar acele Selimiye Kışlasına iletildi.

Aileler çağrıldı. Kısa bir süre görüşmelerine izin verildi. Ancak avukatları ile görüşmelerine engel olmaya çalışıyorlardı. Önce Ahmet geldi, Avukatlarla görüşmeye.Yani tren kalkıyor mu? Bilet kesildi mi?” diye sordu, avukatlarına. Avukat Nebi Barlas yıkılmış durumdaydı. Ahmet, “Nebi abi niye bu kadar üzülüyorsun? Lütfen Nebi abi bırak üzülmeyi, arkadaşlara söyleyin, biz trene biniyoruz, onlar treni kaçırmasınlar,” diyerek onu teselli etmeye çalışıyordu.

Daha sonra Kadir geldi, avukatları ile görüşmeye. Kadir de aynı Ahmet gibi, arkadaşlarına selam söylemelerini, üzgün olmadıklarını, başlarının devamlı dik olduğunu söyledi.

  • BİR DARAĞACI, İKİ GERİLLA

25 Haziran 1981. Gece yarısından sonra alındılar hücrelerinden. Darağacı Paşakapısı cezaevinde kurulmuştu. Cezaevinin bahçesi ışıklandırılmıştı. Çatılmış üç direğin ortasında bir ilmek sallanıyordu. İlmeğin altında bir masa, masanın üstünde de tahta bir sandalye vardı. Sahne hazır, misafirler bekleniyordu.

O gece Kadıköy’de hava hiç olmadığı kadar kasvetliydi. En ücra sokaklara kadar polis ve asker yığınağı yapılmış, barikatlar kurulmuştu. Zulmün kasveti, zalimlerin korkusu sinmişti tüm Kadıköy sokaklarına.

Sessizliği bir anons bozdu:

Misafirler Geliyor!”

Bir koşuşturmadır başladı. Misafirler içeri alındı. Burası onların son mekânıydı. Sanki zebanilerin uğurlama törenini, ölüm dansını andırıyordu, bu koşuşturmaları.

Misafirlerin uğurlayıcıları hiç alışık olmadık bir şekilde kalabalıktı. Askerler Albay rütbesinden itibaren, polisler de Emniyet Amiri rütbesinden itibaren sıralanmışlardı.

Hâkim hükmü, savcı infaz gerekçesini okudu. Avukatlar infaza itiraz etti. Çünkü iade-i mahkeme başvuruları sonuçlanmamıştı. Yani yargılama süreci tamamen bitmemişti. Ama maalesef, anayasa ABD ve faşist rejimin şefi Kenan Evren’in iki dudağı arasında idi. Ve gerekçeli hüküm talimatla verilmişti.

Avukatlar müvekkilleri ile son bir görüşme yapmak istediklerini söyledi. Savcı kabul etmedi. Bu arada Kadir daha önceden anlaştıkları gibi “dini vecibeler” için avukatı ile görüşmek istediğini söyledi.

Avukatı A.Rıza Dizdar’ın imam ile birlikte Kadir’in yanına gitmesi kabul edildi. Kadir’in hücresinin önüne geldiler. Çevreleri kuşatılmıştı. Konuşmalarına müsaade etmediler. Avukat imama okuması gereken duayı gösterdi ve Türkçesini de okumasını istedi.

İmam okudu:

“ Sizi ebediyete gönderenler zannetmesinler ki ebedî kalacaklar.”

Kadir gülümsedi:

Hoşçakalın, tüm dost ve arkadaşlara selamlar,” dedi.

Savcı uyanmıştı. Ahmet’in de “dini telkin” için avukatı ile görüşme isteğini kabul etmedi.

Demir kapı açıldı. Misafirleri uğurlama anı gelmişti. Önce Ahmet yöneldi darağacına.  Ahmet SANER gerilla marşı söyleyerek sehpaya yürüdü. “Susturmak istediler. Ağzını kapatmaya çalışan askeri kafa atarak engelledi. Marşını sonuna kadar söylemesine kimse engel olamadı. “Kahrolsun ABD Emperyalizmi”, “Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!” diye slogan attı.

Savcı son sözlerini sordu. Ahmet: “Bizi asanlar şunu bilsinler, kendileri de bir gün asılacaklar!” diye haykırdı ve kırık dökük sandalyenin üstüne çıktı. İpi boynuna geçirdi.

Cellat telaş içindeydi. Elinde ip “bunun bağlanacak yeri yok,” diye söyleniyordu. Ahmet etrafı inceledi, herkes suskun ve şaşkındı. Avukatı ile göz göze geldi.

Onun da her şeyi anlatmasını istedi; inancını, cesaretini, dik duruşunu, ödün vermeyişini, herşeyi…

Arkadaşlarının bilmesi gereken her şeyi…

Ve altındaki sandalyeye bir tekme vurdu…

Sandalye uçtu…

Albayın suratına yapıştı…

Demir kapı bir daha açıldı. Yine gür bir ses, yine gerilla marşını söylüyordu. Kadir TANDOĞAN getirildi. “Yaşasın Türkiye Halkının Kurtuluş Mücadelesi, Kahrolsun Oligarşik İktidar!” İdamlar bizi yıldıramaz!”diye slogan attı. Darağacının önünde durdu. Savcı, hükmü okudu ve “bir diyeceğin var mı?” diye sordu. Kadir, “ var” dedi: Son söz olarak  “Anayasalar toplum için, emekçiler için, halklar için, işçiler için yazılır. Ama maalesef bizde belli bir zümre için kullanılıyor. Ve inanıyorum ki; halkın, emekçilerin, işçilerin sahip olacağı anayasalar gelecektir.”

Ve sırtını döndü, yürüdü. Tıpkı mahkemede ölüm kararı okunduğu gün yaptıkları gibi. Sandalyenin üzerine çıktı. Cellat ipi Kadir’in boynuna geçirmekte zorlanıyordu, elleri titriyordu. Kadir celladına döndü:

“Sakin ol kardeşim telaşlanacak, acele edecek bir şey yok. Biraz sakin ol,” dedi. Kadir sakindi. Düğününde gibiydi. Şaşıranlar, korkanlar, ağlayanlar cellatlarıydı.

İpi boynuna geçirdi ve bağırmaya başladı;

Katil Oligarşi!”

Yer gök inliyordu. Defalarca bağırdı “Katil Oligarşi!” diye.

Sandalyeye sımsıkı basmış bağırıyordu, Kadir:

“Katil Oligarşi!”

Cellatlar sandalyeyi alamıyorlardı altından.

Bir tekme de o vurdu, Ahmet’in tekmelediği sandalyeye.  Tarih 25 Haziran 1981 idi.

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.