Cumartesi Anneleri bu hafta Ahmet Üstün’ün akıbetini sordu

59
image_pdf

Cumartesi Anneleri eylemlerinin 743’üncü haftasında Cizre’de 1994 yılında kaybedilen Ahmet Üstün’ün akıbetini sorarak, “Ahmet Üstün’ün gözaltında kaybedilmesi ile ilgili suç ihbarında bulunuyoruz. Zamanaşımına tabi olmayan bu suçla ilgili kamu davası açılabilmesi için gerekli şartlar mevcuttur” dedi.

Cumartesi Anneleri, zorla kaybedilen yakınlarının akıbetini öğrenmek ve faillerin cezasız kalmaması talebiyle 743’üncü haftada bir araya geldi. Galatasaray Meydanı’nda toplanmak isteyen aileleri bir kez daha polis engel oldu. Polis İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube’nin bulunduğu sokağı abluka altına alırken, Cumartesi Anneleri şube önünde açıklama yaptı.
Eyleme aralarında HDP İstanbul Milletvekili ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun da olduğu çok sayıda siyasetçi, aktivist ve yurttaş destek verdi. Eyleme katılanlar üzerinde kayıpların fotoğraflarının olduğu tişörtler giyerek, kayıpların fotoğrafları ve kırmızı karanfil taşıdı.
Bu haftaki eylemde, Cizre’de yaşayan ve 25 yaşında iken 1994 yılının Nisan ayında bir gece saat 23.00 sıralarında silahlı kişiler tarafından gözaltına alının ve bir daha kendisinden haber alınamayan Ahmet Üstün’ün akıbeti soruldu.
Açıklamayı İHD Gözaltında Kayıplar Komisyonu üyesi Maside Ocak yaptı.
“Kayıp yakınlarının ve toplumun gözaltında kaybetmelere neden olan olaylara dair hakikati ve bu olaylarda yer alan kişilerin, kimliklerini bilmeye hakki var” diyen Ocak, “Bu hakkın şirket devletin hem kaybedilenlerin aileleri hem de topluma karşı bir yükümlülüğüdür. Devlet, uluslararası hukuktan kaynaklanan bu yükümlülüğünü yerine getirmiyor.  Bu nedenle 743 haftadır gözaltında kaybedilen insanlarımız akıbetlerini hakkında zaman aşımına tabi olmayacak şekilde hakikati bilmeye hakkımız var.  Bu hakkımız hiçbir koşulda yok sayılamaz, reddedilemez diyerek meydanlardayız, sokaklardayız” dedi.
HALKIN GÜVEN DUYACAĞI YARGI SİSTEMİ MEVCUT DEĞİL
743 haftadır haykırdıklarının altını çizen Ocak, “Çağdaş demokratik toplumda, yargı sistemine ve yarının ahlaki gücü ve dürüstlüğüne halkın güvenmesi esastır.  Türkiye’de ise halkın güven duyacağı bir yargı sistemi mevcut değildir. Anayasa güvencesindeki haklarını kullan sokağa çıkan, hak ve adalet talep eden insanlar suçlanırken, yargılanırken, hapsedilirken, gözaltında kaybetme suçunum emir vericileri, azmettiricileri, failleri cezasızlıkla korunuyor. İktidarlar ve koltuk sahipleri değişse de bu karanlık gelenek hiç değişmiyor” diye belirtti.
743’üncü haftada Üstün Ailesi’nin 25 yılıdır sonuçlanmamış olan mezar arayışına, hak ve adalet talebine ses katmak için buluştuklarını dile getiren Ocak, Ahmet Üstün’ün kaybedilme hikayesini şöyle hatırlattı: “25 yaşındaki Ahmet Üstün Cizre’de yaşıyordu. 1994 yılının Nisan ayında gece saat 23.00 sıralarında, silahlı kişiler üç araçla Üstün Ailesi’nin Cudi Mahallesinde evine geldi. ‘İfade verip serbest bırakılacak’ diyerek Ahmet Üstün’ü gözaltına aldılar.
BİR DAHA EVE GELMEDİ
Ertesi gün baba Mehmet üstün tabura giderek oğlunu sordu. Taburdaki görevliler ifadesinin alındığını, daha sonra mahkemeye çıkartılacağını söyledi.  Bunun üzerine Mehmet üstün ikinci gün savcılığa gitti. Orada da oğlunun serbest bırakıldığı, evine gidip beklemesi söylendi. Ancak Ahmet Üstün bir daha evine gelmedi.
Baba Mehmet Üstün oğlundan haber almak için bölgede JİTEM’le birlikte çalışan birine ulaştı ve para karşılığında oğluyla ilgili bilgi almak istedi. Ödeme yaptığı kişi on gün sonra kendisine, Ahmet’in üç gün gözaltında tutulduktan sonra öldürüldüğünü bilgisini verdi.
Ahmet Üstün’ün kayınpederi gözaltı işlemini gerçekleştiren ekipte yer alan JİTEM mensubu Abdulhakim Güven’e ulaştı. Güven ona damadından umudunu kesmesini ve onu beklememesini söyledi.
VAHŞETE TANIK OLDUM
A.P. isimli tanık, ‘Üstün’ü Cizre Garnizon Komutanlığı’nda işkencede gördüm, onu işkenceye götürdüklerinde adını defalarca duydum. Ben yaşanan vahşete tanık oldum’ diyerek, yaşananları kamuoyuna paylaştı. Üstün ailesi 2000 yılında avukatları Tahir Elçi aracılığıyla tekrar savcılığa şikayette bulunup, JİTEM davası kapsamında ifade verdi.
Bugüne kadar maddi gerçeği açığa çıkartacak, failleri cezalandıracak bir yargısal faaliyet gerçekleşmedi. 25 yıldır Fadile Üstün’ün ‘Oğlumun öldüğünü biliyorum… Bir anne olarak oğluma kavuşmak, mezarının başında dua etmek istiyorum’ talebi karşılık bırakıldı.
Ahmet Üstün’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili suç ihbarında bulunuyoruz. Zamanaşımına tabi olmayan bu suçla ilgili kamu davası açılabilmesi için gerekli şartlar mevcuttur. Savcıları kanuni görevlerini yerine germeye çağırıyoruz.
Ahmet Üstün’ü ve tüm kayıplarımızı unutturmamasına izin vermeyeceğiz. Kayıplarımızdan ve 44 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”
‘KAYIPLARIN TAKİPÇİSİYİZ’
Ardından kaybedilen Hüsamettin Yaman’ın ağabeyi Feyyaz Yaman konuştu. Yaman, “Yine buradayız. Yine bir acı kaybın acısı üzerine, hak ve adalet arayışı üzerine toplanmış bulunuyoruz. Ahmet’in kaybı 1994, kardeşimin kaybı 1992. Üzerinden kayıpların yaşları kadar süre geçmesine rağmen adalet ve hukuk konusundaki aymazlık, görevsizlik, umarsızlık aynı şekilde devam ediyor. Etnik ve siyasi ayrımlar üzerinde diyalog kuruyormuş görüntüsü vermeye çalışan siyasi söylem halen daha komplo teorileriyle ortalıkta bir boşluğu doldurabileceği ve toplumu aynı şekilde manipüle edebileceği inancında. Ama buradaki insanlar ve kayıpların takipçisi yürekler hala 743 haftadır haykırıyor ki, adalet ve hukuktaki bir boşluk, bu adaletsizlik ve hukuksuzluk arayışı kapatılmadığı sürece hiçbir şekilde bu soru askıda olmadan öteye toplumu oyalamaktan öteye, bir yalan olmaktan öteye gelişemez, devam edemez” diye konuştu.
Galatasaray’daki arayışın ve sözü dile getirme haklarının arkasında oldukların vurgulayan Yaman, “Ama onun ötesinde kayıpların, kaybedilenlerin yok edilenlerin hak ve adaletin üzerindeki bu kara deliğin bu boşluğun doldurulmadığı sürece bu toplumda birlik, beraberlik ve hukukun ve devlet yapısının inşa edilemeyeceğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz” dedi.
‘DEĞİŞEN BİR ŞEY OLMADI’
Urfa’da 1993 yılında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın oğlu Şerif Taşkaya ise, babasının gözaltına alınması ardından başvurdukları savcının kendilerine “aşiret lideri izin verirse, kontra lideri izin verirse soruşturma açarım” dediğini aktardı. Taşkaya, “Devletin savcısının hali bu. Siverek’te İzol ailesinin yakın aile dostlarımız. 17 yıldır mahkeme vardı. Mahkeme düşman olun birbirinize, diyor. İnsanları bir birlerine düşman ediyorlar. Fırat’ın doğusunda 25-30 yıldır bir şey olmadı. Mahkeme diyor ki bizden bir şey çıkmaz. Urfa, siyasi iktidarla hareket eden tefecilerin, çetelerin elinde şu an. İnsanlar inim inim inliyor. Ne yapacağını bilmiyor. Adalet, mahkeme diye bir şey kalmamış” diye konuştu.
image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.