SIKINTI TUTUMDA DEĞİL, PRATİKTE YATIYOR-M. ENDER ÖNDEŞ

0 65
image_pdf

SOLU GÖMMEK KURTULUŞ MU?


HDP’nin son İstanbul kongresi, memleketin en karışık zamanlarında denk düştü desem, biliyorum, normal zaman mı kaldı diyeceksiniz. E, doğru. Şu bizim eski “gün geçmiyor ki…” kalıbımız nasıl da çöktü gitti yahu! Gün geçiyor ve bakıyorsunuz ki dünkünden daha beter bir şey var karşımızda. Ama başka şeyler de var. Birkaç gün önce milletvekilleri polis kuşatmasında bildiri dağıtabilirken, aynı partinin kongre salonu yine coşkuyla dolabiliyor mesela. Birkaç yıl önceki genel merkez kongresinde görmüştük. Kimi milletvekillerinin salondaki muazzam kalabalığa hayranlık ve hayretle baktığı bir fotoğrafı hatırlıyorum. Ta Cizre’den bile kopup gelen neredeyse 20-30 bin kişi salonu ve çevresini doldurmuştu.

Eleştiriyor muyuz HDP’yi? Evet, eleştiri gerektirecek işler de yapıyorlar çünkü. Özelikle böyle savaş ve yoğun baskının üst üste bindiği zamanlar, siyasal güçler ve hatta kişiler için zor zamanlardır. Olağanüstü durumlar olağan refleks ve cümlelerle karşılanamaz ve çoğu kez siyasi güçler, olağan refleksler ve dilden kopmakta zorlanıyorlar.

Doğal olarak öfkeleniyor insanlar buna, yeterli bulmuyorlar, yeterli de değil zaten.
Ama işin çığırından çıktığı bir nokta da var. Demirtaş da son röportajında biraz buna değinmişti. Bir süredir, özellikle CHP’nin tutumuyla birlikte başlayan ve şoven tutumları belli birkaç grup ve partinin davranışlarını da eksene alarak (ve bir ölçüde HDP dışından da beslenen) bir ‘Kürt’ün Kürt’ten başka dostu yok’ eğilimi önümüze çıkmaya başladı. Daha doğrusu zaten var olan ‘Ne lüzum var bu demokrasi sevdasına, özümüze dönelim’ eğilimi ve ‘halkların kardeşliği’ söylemine yöneltilen (kısmen haklı) eleştiri biraz daha güç kazanır oldu.

Ama arada unuttuğumuz bir şey yok mu? Mesela, (CHP, Perinçekgilleri filan koyalım bir tarafa) sosyalist solda, devrimci yapılar cenahında savaş karşıtlığı ve ezilenlerle dayanışma eğiliminde niteliksel bir değişiklik var mı? Nicelikten, yani güçten bağımsız olarak söylüyorum, sosyalist solun fiziksel-örgütsel gücünün zayıflığını biliyoruz zaten, politik yapıların tutumları anlamında soruyorum. Artık hesap dışı tuttuğumuz malum yapılar bir yana, sosyalist solda, daha önce enternasyonalist olup da son savaş sürecinde ‘afferin hükümete’ diyen var mı? CHP-Perinçekgilleri ve artık devrimci hareketle ortak paydalarını imha etmiş olan birkaç yapıyı öne çıkararak, ‘lanet olsun solcusuna da komünistine de’ demenin temeli var mı gerçekten?

Öyleyse sıkıntı, tutumda değil, pratikte yatıyor. Daha doğrusu, açık yüreklilikle söylemek gerekirse, sınır-içinde ve sınır-dışında yaşananların vehameti ile buna karşı yapılanların çapı birbirine uymuyor. Açık seçik bir yetersizlik, yetmezlik, acz durumu var ortada. Bunu söylemek de marifet değil zaten; sokağa bakmak yeterli.

Ama işte tam da burada, bu sıkıntının Kürtlerin sosyalist solla olan ilişkisinden kaynaklandığını söylemek gerçekçi midir? Yani sosyalist sol, kendi yetersizliği veri olmakla birlikte, Kürtleri eylemden geri çeken, onların elini tutan bir rol mü oynamaktadır? Kürt halkı, sosyalist solu sokakta görünce, geriye, evine mi dönmektedir? Daha da açıkça soralım isterseniz; HDP’nin bizzat kendisi, Kürt halkını harekete geçirmekte zorlanmakta değil midir? Bu yetersizliğin HDP içindeki sol bileşenlerden kaynaklandığını söylersek, asıl soruyu, Kürt hareketinin kendi cevheri ve potansiyelini neden yeterince harekete geçiremediği sorusunu atlamış olmaz mıyız? İncitici ve provokatif olduğunu biliyorum ama sormak gerekiyor yine de: Solun savaşın dehşetine gösterdiği tepkinin zayıflığından söz ederken, bizzat Kürtlerin bu dehşet karşısındaki tutumuna nasıl bakmalıyız?

E artık, linç yeme sınırlarına girmiş bulunuyorum ama başladık, bitirelim bari. Kürtleri, net olsun, diğer parçaları ve diasporayı değil, bu taraftakileri, Türkiye sınırları içinde yaşayanları kastediyorum, harekete geçirmekte bir yetersizlik var mıdır, yok mudur? Varsa eğer, bunun temellerine, mesela üç ayda bir yapılan seçimler boyunca halkın ‘seçmenleştirilmesi’ne, o eski organik çalışma tarzının zayıflamasına ve başka şeylere de bakmak gerekmez mi? Kılıçdaroğlu gibi vatandaşı suçlamayacaksak eğer, doğrusu bu değil mi?

Maruzatım bundan ibarettir. Ha yine de solu gömelim diyorsak, olur, pek geniş bir çukur açmak gerekmiyor bunun için zaten ama o definden bir doğum çıkar mı, orası şüpheli sanki.

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.