M. Ender Öndeş: Dersim’de yaşıyor olsaydım

0 588
image_pdf

Öyle olsaydı eğer gerçekten, yani Dersim’de yaşıyor olsaydım, 31 Mart sabahında sandığa gidip HDP’ye oy verirdim. Çok anlaşılır nedenleri var bunun.

1- Bana göre, haksız penaltılar ve kırmızı kartlarla ‘yenilmiş’ sayılan bir takım, ahlaken yenilmiş sayılmaz ve onun arkasında durmak -iyi futbol oynayıp oynamadığından tamamen bağımsız olarak- ahlaki bir görevdir. Dersim’in seçilmiş belediye başkanı Nurhayat Altun, cezaevindeyse eğer, benim açımdan meselenin tartışılacak bir yanı yoktur.

2- HDP’li değilim; olmadığım biliniyor zaten. Politik/ideolojik olarak ayrı bir yerde durduğum da çok açık. Sosyal medya zıpırlıkları, uç söylemler, eksantrik komplo teorileri beni ilgilendirmez. Ben, somut gerçeğe bakarım, bir halkın iradesi zor yoluyla gasp edilmişse eğer, o iradenin yeniden ortaya koyulması, bir yanıttır ve Dersim’de yaşıyor olsaydım eğer, o yanıtın bir parçası olmak isterdim.

3- Bu anlamda, bu seçim bir yerel seçim ya da “iyi belediyecilik” meselesi değildir. İşe oradan bakılırsa HDP belediyeciliğinin kötü bir belediyecilik olduğu kesindir, geçen onca yıl boyunca halk belediyeciliği anlamında başarılı olmadıkları, iyi örnekler sunmakta yetersiz kaldıkları bilinmektedir. Öte yandan kişisel bir gözleme sahip olmadığım için üzerine konuşmak istemem ama Ovacık pratiğinin iyi bir örnek oluşturabileceğini düşünürüm. Ancak, tartışma bununla ilgili değildir; tartışma, gasp edilmiş bir hakla ilgilidir.

4- Dersim’de ya da başka herhangi bir yerde, isteyen aday olabilir; bu asla ‘münafıklık’ ya da ‘hainlik’ anlamına gelmez; Dersim halkı da kime oy verirse verir, o da kimseyi ilgilendirmez. Kişilerden söz etmiyoruz. Ancak, SMF, bir siyasal harekettir ve siyasal hareketler, bugünü ve yereli değil, geleceği ve genel-olanı düşünerek hareket ederler. Bugünkü durum yarın biter, gelecek ve genel olan kalır.

5- Bütün bu süreçlerle ilgili görüşmeler sırasında kimin nasıl davrandığı üzerine kendi tanıklığıma dayanan, güvenilir bilgilere sahip değilim. Şüphesiz bu memleketteki tartışma ve ilişki kültürü üzerine genel fikirlere sahibim ama bu somut olayda neyin nasıl geliştiğini bilemem. Ancak, bütün bu süreçlerde HDP’nin (trafik deyimiyle) “Sekizde sekiz kusurlu” olduğunu kabul etsem de görüşüm değişmez. Bu mesele A momentinde kimin haklı kimin sekter olduğuyla ilgili bir tartışma değildir. Böyle bir durumda bile, Dersim halkının 2014’te ortaya koyduğu iradenin arkasında dururum. Solun, sosyalistlerin seçimlerde kendi inisiyatifleriyle tutum belirleyerek çalışma yapmalarını yanlış bulmam ama bu somut olayda durum farklıdır.

6- Bütün bunların dışında, süreçteki TKP’nin rolü ise ayrı bir konu olarak önemlidir. Kendi payıma ben, Okuyan-Güler TKP’si ile bir “aynı tarafta olma” duygusuna sahip değilim; bu ekiple herhangi bir paydaşlık hissetmiyorum. 19 Aralık’ta biz henüz Adli Tıp kapısında ölülerimizi sayarken Güler’in yazdıkları ve sonraki süreçlerde ortaya konulan genel küstahlık ve HDP düşmanlığı açıktır. Kendi dışlarındaki herkesi “allı-morlu gericiler cephesi”ne dâhil eden bu ekiple aynı fotoğraf karesinde yer almak, kendime duyduğum saygı nedeniyle imkânsızdır; bunu içlerine sindirenlerin kendi bileceği iştir. Ancak, kimse bunu “teknik bir zorunluluk” gerekçesiyle açıklamaya çalışmasın, bu politik bir ilişkidir. Politik olmayan bir ‘teknik’ ilişkiye de rastlamadım ben şimdiye kadar.

7- Sonuç olarak, yeniden tekrarlayayım, Dersim’de yaşıyor olsaydım eğer; 31 Mart sabahı oyumu HDP’ye verirdim. Yapılması gereken en doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorum çünkü.

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.