José Martí: Kılıcı kimse bizden almadı, biz düşmesine izin verdik

0 38
image_pdf

Küba Komünist Partisi 8. Kongresi, ideoloji, kadrolar ve ekonomik alanda alınacak tedbirler olarak belirlenen üç önemli başlıkta çalışmalarını tamamladı. ABD’nin 1961’de yenilgiye uğratıldığı Domuzlar Körfezi çıkarmasının altmışıncı yıldönümü olan 19 Nisan’da tamamlanması planlanan Kongre’nin sonuçları beklenirken, Komünist Parti’nin tarihi ve oluşmasına rolü olan güçler ile ilgili bir makaleyi Şimal Çiçek Granma’daki aslından çevirdi.

Küba Komünist Partisi kongresi emperyalizmin Domuzlar Körfezi çıkarmasının 60. yıldönümünde tamamlandı. Parti’nin tarihsel dinamikleriyle ilgili bir makale Granma’da yayınlandı.


Küba’nın kurtuluşu için örgütlü bir güce ihtiyaç vardı

Dağınıklık, bölgecilik, tutarsızlıkların çift taraflı kirliliği ve entrikalar sömürge dönemi Küba’sını derinden yaralamıştı. Acilen bir “tedavi”ye ihtiyaç vardı, daha fazla gözyaşı akıtılamazdı. Küba’nın kurtarılması gerekiyordu.

Yaranın bulunduğu yerde daha önceki “klinik” gözlemleriyle, bir doz zekâ, hitabet yeteneği ve vatan sevgisiyle, genç bir adam kurtarıcı iksiri açık ve kesin bir biçimde tanımlamaya başladı: Birlik. İlk bağımsızlık girişimlerini boşa çıkaran ve ertelemeye zorlayan bölünmelerden insanları kurtarabilecek zorlu, güvenilir, fakat şaşmaz bir aşı. Birliği inşa edecek bir siyasi enstrümana, bir partiye ihtiyaç açıktı.

Yavaş yavaş, adalet idealiyle ilerleyen, genç José Martí’nin siyasi yeteneği ortaya çıktı. Dağılmış ama “tamamlanmamış Devrim”e sadakatlari süren güçleri, “yönetme tutkusu ve en güzel girişimleri bozan, geçersiz kılan yerelcilik” nedeniyle zayıflamış olanları yeniden bir araya getirme kararlılığı. Marti “Kılıcı kimse bizden almadı, biz düşmesine izin verdik” diyerek, iç savaşların yarattığı kafa karışıklığını irdeledi. “Silahlarını düşmana değil, alçak koşullara teslim ettiler.”

Martí, hedeflerine ulaşamamasına, arzulanan sonuca erişememesine rağmen, 10 Ekim 1868’de bağımsızlık ateşini yakan ve on yıl boyunca yanmasını sağlayan yurtsever uyanışın ayrıntılarını biliyordu. Ayrıca Kübalıların onları ormanlara gönderen duyguların aynısını hâlâ taşıdıklarını ve birliğin öncüsünün liderliğinde yeni ve muzaffer bir girişimin gerekli olduğu kadar mümkün olduğunu da biliyordu.

İkna etmek, bir araya getirmek, seferber etmek, eğitmek Küba’nın kurtuluş mücadelesinde güncel görevlerdi ve bu görevleri somutlaştırmak için örgütlü bir güce ihtiyaç vardı: Parti.

Bu sırada, çalkantılı bir Avrupa’da, Vladimir İlyiç Lenin’in liderliğinde, Marksizm-Leninizmin öğretileri Çarlık Rusya’sının tarlalarında ve kentlerinde, bir Bolşevik örgütün öncülüğünde, metinden eyleme geçiş yaptı.

Rus lider ve Küba dehası, birbirini tanımasa da neredeyse bir koro gibi benzer amaçlar için benzer araçlar kullandılar. Kökenleri aynı adalet tutkusunda yatan, iki bağlantısız olay böyle gelişti.

Küba Devrimci Partisi’nin (1) temel fikirleri çerçevesinde, vatanımızın mutlak kurtuluşu için Zorunlu Savaşı örgütleme ve “tarihi boyunca coğrafi konumunun gerektirdiği zor görevleri üstlenerek, çocuklarının kalıcı mutluluğunu sağlayabilecek bir ulus inşa etme” hedefinde, halkımızın bugünkü siyasi öncüsü Küba Komünist Partisi’nin temelleri yatmaktadır.

General Raúl Castro şöyle diyor:” (Ekonomik ve sosyal modelimizi) kavramsallaştırmayı sürdüren ilkeler, Martí’nin mirasına, Marksizm-Leninizm’e, Küba Devrimi’nin tarihi lideri Fidel Castro Rúz’un düşüncesine ve Devrim’in kendisine dayanmaktadır.”

José Martí’li kuruluş günlerinden mevcut Küba Komünist Partisi’ne uzanan yol, uzun, başarılar ve başarısızlıklar, büyüme ve öğrenmelerle dolu zorlu bir yol oldu… Çok defa olağanüstü kahramanlıklar ve fedakârlıklar içeren bir yolculuk…

Engeller ne önemsizdi ne de azdı. Boyun eğmeyen adada sömürgeciliği elde tutmanın imkânsız olduğunu bilenler ve “olgun meyveyi” tatmak isteyenler, Kübalılar arasındaki birliğin, yayılmacı iddialarına aşılamaz bir engel oluşturacağını başından beri anladılar ve bunu önlemek adına hiçbir şeyden kaçınmadılar.

Raúl, Partimizin 7. Kongresinde, 19. yüzyıl boyunca ABD’nin sergilediği Açık Kader,(2) Monroe (3) ve Olgun Meyve (4) doktrinlerini ve politikalarını hatırlatarak, “farklı ABD yönetimleri Küba’yı ele geçirmeye çalıştılar ve Mambilerin (5) kahramanca mücadelesine rağmen, 1898’de, savaşın sonunda, aldatıcı müdahaleleri ile ele geçirmeyi başardılar.” demişti.

“Ülkeyi askeri olarak işgal ettiler … Kurtuluş Ordusu’nu terhis ettiler, José Martí’nin kurduğu ve önderlik ettiği Küba Devrimci Partisi’ni feshettiler ve yeni doğan Cumhuriyet’in Anayasası’na bir ek koydular:o Onlara içişlerimize müdahale etme ve var olanlara ek olarak, Guantanamo’da Deniz Üssü kurma yetkisi veren Platt Zeyillanamesi…”(6)

José Martí, Carlos Baliño, Julio Mella ve Fidel Castro, Küba Komünist Partisi 8. Kongresi’nde portreleriyle anılıyor.

Bağımsızlık ateşini söndüremediler, ancak birçok yurttaşın canını aldılar. Bu durum Küba halkının en saf, en asil ve en cesur halinin ortaya çıkmasını sağladı, bu örnekler genellikle bugünün savaşlarına ilham veren komünistlerdi.

1925’te Carlos Baliño(7) ve Julio Antonio Mella’nın (8) ittifakında ne büyük semboller gizlidir! Biri, Martí’nin Küba Devrimci Partisi’nin kurucusu olan, birikmiş deneyimiyle, hayatının sonbaharında… Diğeri henüz 22 yaşında olan Mella, sadakat ve sürekliliğe dayalı eylem biçimiyle ilk Küba Komünist Partisi’nin kurucusu…

Dört yıl sonra, Julio Antonio, sadece 26 yaşındayken, Meksika topraklarında sürgün edildiğinde, devrimci kargaşanın ortasında tiran Gerardo Machado’nun (9) tuttuğu bir tetikçi tarafından öldürüldü. Hayatının son saniyelerinde “Devrim için ölüyorum” dedi. Fikirleri ilham vermeye devam edecekti. Machado diktatörlüğü, beş yıldan daha kısa bir süre içinde, öncülerinin bir kez daha sosyalist fikirlerin savunucuları olduğu, bir halk devrimci ayaklanması karşısında çökecekti.

“Pablo de la Torriente Brau (10), Rafael Trejo (11),  Blas Roca (12), Raúl Roa (13) ve Carlos Rafael Rodriguez (14) de dahil olmak üzere Villena (15), Guiteras (16) ve devrimin diğer önemli isimleri, emperyalizm yanlısı hükümetlere meydan okumaya başladı.

O günlerde diğerleri, İspanya İç Savaşı sırasında faşist güçlere karşı, cumhuriyetin davasını savunan Kübalı gönüllülerden oluşan bir tugayın bir parçası olarak dayanışma güdüsüyle İspanya’ya gittiler. Pablo de la Torriente orada hayata gözlerini yumdu.

Yüzüncü Yıl Kuşağı’nın (17) genç üyeleri, 26 Temmuz 1953’te Santiago de Cuba’daki en büyük askeri kışlaya silahlı girişimde bulunduklarında bu fikirlerden, bu soylu düşlerden, bu örneklerden ilham aldılar. Sonsuza dek tarihe işlenmiş olan ve hem Marx’ın hem de Martí’nin fikirlerini çoktan benimsemiş olan bir liderleri vardı (Fidel kast ediliyor – ç.n.) ve Martí’yi düşüncelerinde taşıyorlardı. O gün adanın bağımsızlık mücadelesinin son aşaması başladı ve aynı yurtsever duygularla Üniversite Öğrencileri Kurulu (18) ve Halkçı Sosyalist Parti (19) gibi diğer devrimci örgütler de mücadeleye katıldı.

Bunlar yurtsever, bağımsızlık yanlısı ve emperyalizm karşıtı mücadelelerdi. Yaşamlarla ve acılarla, yüksek bir bedel ödendi, ancak vatan her öfke karşısında, bağımsızlık ve egemenlik idealinin her ihlali karşısında onurlu bir şekilde karşılık verdi.

Raúl’un da vurguladığı gibi, “ABD’nin 1899’dan sonra adanın ekonomik ve siyasi hayatı üzerinde tam kontrol sahibi olmasına izin veren Küba’nın yeni-sömürgeci (neo-kolonyal) durumu, Küba halkının özgürlük ve bağımsızlık arzusunu hüsrana uğrattı, ancak ortadan kaldırmadı. Tam olarak 60 yıl sonra, 1 Ocak 1959’da, Başkumandan Fidel Castro liderliğindeki Devrim’in zaferiyle, tam olarak özgür ve bağımsız bir ülke olduk.”

Devrim iktidara geldiğinde, kazanımlarımızı yok etmeyi hayal edenlere karşı şaşmaz bir kalkan olarak birlik, kalıcı bir gereklilik haline geldi. Belirli mezhepsel duyguların üstesinden gelinmesiyle birlikte, Bütünleşik Devrimci Örgütler (Organizaciones Revolucionarias Integradas) kuruldu ve daha sonra 1965 Ekim ayı başlarında Küba Komünist Partisi’nin doğduğu Küba Birleşik Sosyalist Devrim Partisi (Partido Unido de la Revolución Socialista de Cuba) kuruldu.

Küba’nın tüm tehditlere ve düşmanlığa direnme konusundaki olağanüstü kapasitesi, Fidel ve Raúl’un keskin zekalı liderliğinde yatmaktadır. Bu miras ile, yeri doldurulamaz silahlar olan sadakat, birlik, direnme ve zafer geleneği ile Komünist Partimiz ve halkı şimdi çok önemli bir noktada 8. Kongre’ye ilerliyor.

İnanılmaz zorlukların üstesinden gelmeyi öğrenen, tehlikeyi ne küçümseyen ne de ondan korkan ülke Küba, zorluklarla süreklilikle mücadele ediyor; Fidel ve Martí geleneğini taşıyan bu halkın asla teslim olmayacağını göremeyen aciz, sefil düşmanlarını çileden çıkaran ve rahatsız eden bir süreklilikle…

  • (1)José Martí’nin 10 Nisan 1892’de Küba ve Porto Riko’nun bağımsızlık mücadelesini bir çatı altında toplamak için kurduğu partinin adı.
  • (2) Açık Kader (Bariz Kader ya da Kaçınılmaz Kader olarak da bilinir, İngilizce Manifest Destiny), 19. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri’nde Hristiyan, beyaz yerleşimcilerce kıtanın doğu kıyısından batı kıyısına kadar genişlemenin kaçınılmaz bir kader olduğunu ifade eden işgalci, gerici, ırkçı ideolojidir. “Eski Dünya’yı kurtarmak için yeni bir cennet inşa etmek” üzere oluşturulan fetih duygusudur.
  • (3)1823 yılında dönemin ABD Başkanı James Monroe tarafından ilan edilen doktrin ile Avrupa ülkelerinin Latin Amerika’ya yönelik sömürge faaliyetleri iç mesele olarak kabul edilmiş, Latin Amerika ülkeleri ABD’nin çıkar küresi içerisinde sayılarak yükselen emperyalizmin arka bahçesi haline getirilmişti. Monroe doktrini, “(Latin) Amerika, Amerikalılar (Amerika Birleşik Devletleri) içindir” prensibine dayanan kavramları esas alır.”
  • (4) ABD, kuruluşunun ilk yıllarından itibaren (Thomas Jefferson dönemi) Küba’yı ele geçirme niyeti taşımaktaydı. ABD Dışişleri Bakanı John Quincy Adams, 1823 yılının Nisan ayında “Olgun Meyve Teorisi”ni ortaya attı ve sonraki yıllara da hüküm süren ABD yaklaşımı somutlandı: “Fiziksel yer çekimi gibi siyasi yer çekimi kuralları da vardır. İspanya’dan ayrılan bir Küba, olgun meyve nasıl ağaçtan toprağa düşmek zorundaysa, ABD’nin avucunun içine öyle düşecektir”. Sömürülmek için elverişli zenginliğe sahip ve ele geçirilebilecek ülke anlamında kullanılmaktadır.
  • (5) Mambi terimi Küba’nın ispanyol sömürgesine karşı ilk bağımsızlık mücadelesi olan On Yıl Savaşında (1868–78) İspanya’ya karşı savaşan gerillayı, Küba bağımsızlık askerlerini ve Küba Bağımsızlık Savaşını (1895–98) ifade eder.
  • (6) 1901’de ABD’li Senatör Orville Platt tarafından önerilen ve Senato’dan geçen Askeri Harcamalar Kanunu ABD’nin Küba’yı işgali sonrasında tarihe “Platt Zeyilnamesi” olarak geçen sekiz madde olarak Anayasa’ya eklendi. Platt Zeyilnamesi, ABD’nin çıkarları için gerekli gördüğünde Küba’ya müdahale hakkı ve üs kurmak için ABD’ye toprak tahsisi hakkı veriyordu. Günümüze kadar gelen Guantanamo sorununun temeli bu maddeye dayanmaktadır. 1959’da Fidel ve diğer yurtseverlerin yaptıkları devrim sonrasında kurulan Küba Cumhuriyeti bu maddeleri çıkartmıştır fakat ABD’nin Küba topraklarındaki “kanunsuz” Guantanamo işgali günümüzde devam etmektedir.
  • (7) Carlos Baliño (1848-1926) Küba’nın Guanajay kentinde doğan Kübalı bir yazar. 1869’a gelindiğinde yazıları, sömürge karşıtı ve bağımsızlık yanlısı eğilimleriyle dikkat çeker hale geldi; böylece onu sömürge otoriteleri ile anlaşmazlığa düşürdü. Sürgüne zorlandı ve mimarlık okuduğu New Orleans, Louisiana’da yaşadı. 1892’de Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşarken, Jose Marti ile birlikte Küba Devrimci Partisi’ni kurdu. 1902’de, Birleşik Devletler Platt Zeyilnamesini imzaladıktan bir yıl sonra, Baliño Küba’ya döndü. Baliño yazılarında proletaryanın konumuna, siyasi iktidar sorununa değindi ve üretim araçlarının toplumsallaşmasına dayanan sınıfsız bir toplumun yaratılmasını savundu. Yeni sömürgeciliğin (neo-kolonyalizm) erken dönem bir eleştirmeniydi ve Scott Nearing’in 1921 anti-emperyalist eseri The American Empire’ın önsözünü ve çevirisini yazdı.
  • (8) Julio Antonio Mella McPartland (25 Mart 1903 – 10 Ocak 1929) 1925’te Küba Komünist Partisi’nin kurucularından biri. Siyasi bir aktivist olduktan sonra Mella, Havana Üniversitesi’nde hukuk okudu ancak 1925’te okuldan atıldı. Küba’da diktatör Gerardo Machado’nun hükümetine karşı mücadele etti, sürgün edildi. Machado hükümetine karşı diğer sürgünler ve komünistlerle birlikte çalıştığı Mexico City’ye gitti. 1929’da suikasta kurban gitti, bugün sosyalist Küba hükümeti Mella’yı bir komünist kahraman ve şehit olarak görüyor.
  • (9) Gerardo Machado y Morales (28 Eylül 1869 – 29 Mart 1939), 1925’ten 1933’e kadar Küba’yı dikatatörlük rejimi ile yöneten ve halk isyanıyla istifaya zorlanan Küba Devlet Başkanı. Machado, cumhurbaşkanlığına yaygın halk desteği ve büyük siyasi partilerin desteğiyle girdi. Ancak desteği zamanla azaldı. 1928’de yeniden seçilmek için aday olmasına birçok kişi itiraz etti. Protestolar ve isyanlar şiddetlendikçe, yönetimi ifade özgürlüğünü kısıtladı ve muhaliflere karşı baskıcı polis taktikleri kullandı. Nihayetinde, 1933’te Machado, Carlos Manuel de Céspedes y Quesada başkanlığındaki geçici hükümet lehine istifa etmek zorunda kaldı.
  • (10) Pablo de la Torriente Brau (San Juan de Porto Riko, 12 Aralık 1901 – Majadahonda, Madrid yakınlarında, İspanya, 19 Aralık 1936) Kübalı bir yazar, gazeteci ve askerdi. Meksikalı komünistlerin gazetesi El Machete için yazan İspanya muhabiriydi. İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyet için ve Francisco Franco’nun güçlerine karşı savaştı ve Madrid savunması sırasında Majadahonda şehrinde savaşırken çatışmada öldü.
  • (11) Rafael Trejo González, 1930’da Gerardo Machado’nun diktatörlüğüne karşı öğrenci mücadelesi sırasında öldürülen Havana Üniversitesi Hukuk Fakültesi üçüncü sınıf öğrencisi genç bir Küba devrimcisiydi.
  • (12) Blas Roca Calderio (24 Temmuz 1908 – 25 Nisan 1987), Küba’da 1976’dan 1981’e kadar Ulusal Halk İktidarı Meclisi Başkanı olarak görev yapan Kübalı bir politikacı ve Marksist teorisyendi. Aynı zamanda 1959 devrimi öncesi 28 yıl boyunca Komünist Partisi’nin de başkanıydı, o dönemde partinin yayın organı olan Hoy gazetesinin editörüydü. 1940 Küba Anayasası’nın mimarlarındandı ve 1976’da ülkenin ilk sosyalist anayasasını yazan komiteye başkanlık etti.
  • (13) Raúl Roa García (18 Nisan 1907 – 6 Temmuz 1982) Kübalı bir aydın, politikacı ve diplomattı. Devrim sonrası, 1959’dan 1976’ya kadar Küba Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı. Avukattı ve aynı zamanda 1940’lar ve 1950’lerde üniversitede profesör olarak görev yapmıştı. 1949’dan 1951’e kadar Milli Eğitim Bakanlığı Kültür Direktörü olarak görev yaptı.
  • (14) Carlos Rafael Rodríguez (23 Mayıs 1913 – 8 Aralık 1997), Fulgencio Batista ve Fidel Castro kabinelerinde görev yapan Kübalı bir komünist politikacıydı.
  • (15) Rubén Martínez Villena, 20 Aralık 1899’da La Habana eyaletindeki Alquízar’da doğan Kübalı yazar ve devrimci liderdi. Havana Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduktan sonra Villena, avukat olarak çalıştı ve 1917’den 1920’lerin sonuna kadar gazete ve dergilerde şiir ve kısa öyküler yayınladı. 1923’te Villena, Başkan Alfredo Zayas’ın hükümetini kınayan “Protesta de los Trece”e (Onüçlerin Protestosu) katılan on üç yazar ve sanatçıdan biriydi. Bu, Küba kültürü ve siyasetinde etkili olan bir grup sanatçı ve entelektüel olan Grupo Minorista’nın kurulmasına yol açtı. Küba Komünist Partisi’nin kurucusu Julio Antonio Mella ile görüştükten sonra, yeni-sömürgeci (neo-kolonyal) hükümetler Birleşik Devletler çıkarlarına karşı toplumsal mücadeleye daha fazla dahil oldu. 1925’te Mella’nın Başkan Zayas’a “hakaretten” yargılandığı davada avukatlığını üstlendi. Villena, tüberküloza yakalandıktan sonra, Kafkas Dağları da dahil olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği’ne gitti. 1932’de Küba’ya döndüğünde ciddi bir şekilde hastaydı. Buna rağmen 1932 ve 1933’te Gerardo Machado’nun hükümetini sona erdiren genel grevi düzenledi. 16 Haziran 1934’te Havana’da La Esperanza Sanatoryumu’nda öldü. 20 Aralık 1999’da Küba Posta Dairesi tarafından devrimci olarak anıldığı bir pul basıldı.
  • (16) Juan Guitéras y Gener (veya Juan Guiteras) (4 Ocak 1852 – 28 Ekim 1925), Kübalı doktor ve patolog, sarı humma konusunda uzmanlaştı. Guiteras, Havana Üniversitesi ‘de tıp okudu. 1873’te Pennsylvania Üniversitesi’ne gitmek için Amerika Birleşik Devletleri’ne taşındı ve aynı yıl mezun oldu. 1879’da Philadelphia Hastanesi’nde çalıştı. ABD donanmasına bir doktor olarak katıldı ve sarı hummayı araştırmaya başladı. Daha sonra 1884’ten 1888’e kadar Güney Carolina Tıp Üniversitesinde öğretmenlik yaptı ve 1889’dan 1898’e kadar Pennsylvania Üniversitesi’nde ders verdi. İspanyol-Amerikan Savaşı patlak verdiğinde, Guiteras ABD ordusunun üyesi olarak William C. Gorgas yönettiği sarıhumma araştıran ekiple Küba’ya gitti. Aynı dönemde Carlos Finlay ve Walter Reed, Aedes sivrisineğinin sarı hummanın hastalık nedeni olduğunu keşfettiler. Guiteras, Finlay’ın sonuçlarını doğruladı ve Aedes’i Küba’dan yok etmek için onunla işbirliği yaparak sarı humma vakalarını azalttı. 1900’de Havana Üniversitesi’nde Patoloji ve Tropikal Hastalıklar bölüm başkanı oldu ve Journal of Tropical Medicine’i kurdu. 1902’de Küba Halk Sağlığı Dairesi’nin müdürü oldu ve patoloji araştırmalarına devam etti. 1916’da Uluslararası Sağlık Kurulu’nun Sarıhumma Komisyonu üyesiydi.
  • (17) Jose Marti’nin 1853’te dünyaya gelişinden yüz yıl sonra 1959’da devrimi gerçekleştiren kuşağa Yüzüncü Yıl Kuşağı adı veriliyor.
  • (18) Directorio Estudiantil Universitario (DEU) 1927 yılında Havana Üniversitesi öğrencileri tarafından, Başkan Gerardo Machado’nun başkanlık süresini iki yıl uzatmak ve daha sonra ek 6 yıllığına da daha seçilmesi için tasarlanmış anayasal reforma karşı oluşturulmuştu. Bu reformların zorlanması ile yozlaşmış Anayasa Meclisi tarafından kabul edilmesi arasındaki dönemde, bu “Machadato” ya (Machado + mandato, manda) karşı oluşturulmuş güçlü bir üniversite öğrenci muhalefeti oluştu. DEU, Machado rejimine karşı çeşitli protestolar düzenledi. Grup, 6 Kasım 1933’te kendisini feshetti.
  • (19) Halkçı Sosyalist Parti (Partido Socialista Popular, PSP) devrim öncesi Küba’da komünist bir partiydi. Başlangıçta Küba Komünist Partisi (Partido Comunista de Cuba) olarak adlandırılan parti, 1925’te Komintern ile de ilişkili olan bir grup tarafından kuruldu. Partinin liderliğini Escalante, Fabio Grobart , Alfonso Bernal del Riesgo ve Julio Antonio Mella üstlendi. Daha sonra “Komünist Devrimci Birlik” olarak yeniden adlandırıldı. Partido Auténtico’nun 1944 seçimlerinde kazandığı seçim zaferinden sonra, parti düşüşe geçti ve sonunda seçim nedenleriyle “Popüler Sosyalist Parti” adını aldı. 1944 genel seçimlerinde Ortodoks Partisi ile bir ittifak kurdu, ancak Auténtico ittifakı tarafından yenildi. 1961’de parti, mevcut Küba Komünist Partisi’nin öncüsü olan Bütünleşik Devrimci Örgütler (ORI) ile birleşti. Küba Devrimi’ne giden süreçte Fidel’in öncülüğünde ülkedeki bütün bu sol fraksiyonların ittifak yapabilmesi en önemli dinamiklerden biri oldu.
image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.