Şeyh Naim Kasım: Direniş silahlarını asla teslim etmeyecek

0 1.252
image_pdf

Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişinin 40. günü olan Erbain töreninde yaptığı konuşmasında, “Direniş silahlarını asla teslim etmeyecektir. Gerekirse bu savaşı Kerbela ruhuyla veririz ve bu Amerikan-İsrail projesine karşı zafer kazanacağımıza eminiz.” dedi.

– Şeyh Naim Kasım’ın konuşması şöyle:

İmam Hüseyin’in (a.s) Erbain’ini anmak için Baalbek-Hermel bölgesinin dört bir yanından gelen Hüseynî kalabalıkları selamlıyorum. Bu acı hatırayı yaşatmak adına Kerbela yolunda yürüyen büyük ve görkemli kalabalıkları da gönülden selamlıyorum.

Ne zaman bu matem gününü ihya etsek, o kadar daha fazla ışığını, bereketini ve mesajını keşfederiz. İşte İmam Hüseyin (a.s), Ehlibeyti, yoldaşları ve dostlarıyla birlikte; batıla ve sapkınlığa boyun eğmeyerek bize bunu göstermiştir. Bizler, İmam Hüseyin’in (a.s) cihadı ve inkılabı sayesinde kurtuluşa giden yolun üzerindeyiz.

Tarihin her döneminde ve her kritik kavşakta iki seçenekle karşı karşıyayız: Ya Hüseyin’in (a.s) yanında olacağız ya da Yezid’in safında. Bugün de tercihimiz; çağımızın Hüseyin’i olan, İmam Humeyni’nin çizgisini sürdüren İmam Hamenei’nin, Şeyh Ragıb’ın, Seyyid Abbas’ın ve Seyyid Hasan Nasrallah’ın safında yer almaktır.

Bizler Filistin’in özgürlüğünden yanayız ve çağımızın Yezidi olan Amerika’nın zorbalığına, Siyonist İsrail’in zalimliğine ve onların çizgisini izleyenlere karşıyız.

Bugünün direnişi, Kerbela mektebinin bir meyvesidir.

14 Ağustos 2006’da, Direniş’in 33 gün süren büyük saldırıya karşı mücadele verdiği Temmuz zaferini kutladık. Sonuç olarak, Gerçek Vaat Savaşı ile büyük bir zafer elde ettik.

Temmuz zaferi, irade ve direnişin bir zaferi, İsrail düşmanı için de bir yenilgiydi, çünkü İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesini ve yerleşmesini engelledi. Bu, Halk-Ordu-Direniş üçlüsünün bir zaferidir.

Temmuz Zaferi, düşmanı 17 yıl boyunca caydırmış, yeni bir saldırıdan alıkoymuş ve bu süreçte tüm Lübnan’da yeniden imarın önünü açmıştır.

İran İslam Cumhuriyeti’ne her alanda verdiği destekten, bizimle birlikte şehitler vererek – örneğin şehit Kasım Süleymani gibi – sadece hakkın yanında durmak adına gösterdiği fedakârlıktan dolayı teşekkür ediyoruz. İran hâlâ yanımızda ve hep yanımızda olacak. Direnişin sancağı da hep yüksekte kalacaktır.

Herkes bilmelidir ki, Filistin bizim pusulamızdır. İsrail’in ABD destekli saldırıları, Filistin halkını direnişten alıkoyamayacak. Çünkü onlar bu toprağın ve bu kanın gerçek sahipleridir. Ve sonunda zafer onların olacaktır.

Zibkin’de şehit düşen Lübnan ordusu mensuplarını rahmetle anıyoruz. Onlar insanlık ve hak uğruna görev şehitleri, direnişin ve vatanın şehitleridir.

Zebkin’de şehit düşen Lübnan Ordusu askerlerine başsağlığı diliyoruz. Onlar, insanlık ve adalet uğruna şehit oldular; Direniş’in, ordunun ve milletin şehitleriydiler.

Direniş, şeref, izzet, vatanseverlik ve egemenliktir. Direniş şehid verir, ama hiçbir kibirli ya da resmi otoriteden bir onay belgesi almaz.

Direniş, zamanı aşan bir feyizdir. 2000 yılında güneyi, 2017 yılında ise doğudaki dağlık bölgeleri – Lübnan ordusuyla birlikte – özgürleştiren odur.

Direniş, Lübnan’ın bağımsız egemenlik seçeneğini özgürleştirmiştir. Egemenlikten söz edilecekse, direnişten de söz edilmelidir. Zorluklar karşısında Lübnan’ın gücünü oluşturmuş ve gurur verici başarılara imza atmıştır.

Direniş göstermeyenlere şunu sormalıyız: Siz işgal, saldırı ve egemenlik karşısında neredeydiniz? Direniş ise parlayan bir nur ve hepimizin üzerine doğan bir güneştir.

Devlet, ateşkes anlaşmasını kabul etti ve direniş de bu anlaşmanın maddelerine bağlı kalmak için çaba gösterdi. Sekiz ay boyunca sabrettik; bizler direnişçiler ve direnişi destekleyen halk olarak hedef alındık çünkü bu dönemin sabır gerektirdiğine inandık.

Danışma Merkezi’nin yaptığı bir ankete göre Lübnan halkı, yalnızca ordunun ülkeyi korumaya yetmeyeceğini, diplomasinin de tek başına yeterli olmadığını düşünüyor. Lübnanlıların çoğunluğu, direnişi destekliyor ve onun devamından yana.

Hükümetin direnişin silahsızlandırılmasına yönelik aldığı karar, direnişi, halkını ve Lübnan’ı savunmasız bırakmak anlamına gelir. Bu, saldırılar sırasında direnişçilerin ve ailelerinin öldürülmesini, yurtlarından ve evlerinden sürülmelerini kolaylaştırmak demektir. Oysa hükümetin önceliği, egemenliğini sağlamlaştırmak ve İsrail’i Lübnan’dan çıkarmak olmalıydı.

Hükümet, “İsrail” projesine hizmet ediyor. Hükümet, Netanyahu’nun Lübnan hükümeti kararına yönelik övgüsünden memnun mu?

Defalarca söyledik: Saldırıyı durdurun ve “İsrail”i Lübnan’dan çıkarın, o zaman savunma ve ulusal güvenlik stratejisini tartışırken sizlere her türlü kolaylığı gösteririz.

Hükümetin yaptığı en büyük hata, aynı vatanda yaşadığı ortaklarının öldürülmesini kolaylaştırmayı kabul etmesidir; bu, kendilerine vaat edilen bir yaşam uğruna alınmış bir karardır.

Sizler Lübnan’ı değil, sadece kendi yaşamınızı korumaya çalışıyorsunuz, ama bunu vatanını savunan diğer vatandaşların hayatı pahasına yapıyorsunuz.

Bir grubun diğerine saldırdığı bir ortamda bu ülke nasıl istikrar bulabilir?

Kendinizi aciz hissediyorsanız, o zaman düşmanı bize bırakın; “İsrail”in geçmişteki savaşları nasıl başarısız olduysa, bu da başarısız olacaktır.

Hükümetin görevi ülkeyi inşa etmektir, onu “İsrail”e ve Amerika’ya teslim etmek değil.

Ey egemenlik ve silahın tekelini savunanlar! İsrail Genelkurmay Başkanı’nın topraklarımızda askerlerini bu işgalden ötürü tebrik ettiğini görmediniz mi? Netanyahu’nun “Büyük İsrail” hayali üzerine söylediklerini duymadınız mı?

Bazı Arap ülkeleri, direnişe ve direnişçilere yönelik saldırılarda “İsrail”i destekliyor.

Hükümet çok tehlikeli bir karar aldı; bu karar, ulusal mutabakatı ihlal etmekte ve ulusal güvenliği yok etmektedir. Ordumuzu bu sürece dahil etmeyin. Ordunun geçmişi ulusal onurla doludur.

Bu kararla hükümet meşruiyetini kaybetmiştir. Oysa Taif Anlaşması ve hükümet programı size bu hakkı vermiyor. Direnişin meşruiyeti, kanla ve kurtuluşla kazanılmıştır, sizden alınmış değildir.

Hizbullah ve Emel Hareketi, sokağa inip gösteri yapma fikrini şimdilik erteleme kararı aldı; bunun nedeni, tartışma ve değişiklikler için fırsat tanımaktır.

Direniş, silahını teslim etmeyecek; çünkü saldırılar sürüyor, işgal devam ediyor. Gerekirse bu savaşı Kerbela ruhuyla veririz ve bu Amerikan-İsrail projesine karşı zafer kazanacağımıza eminiz.

Olası bir fitne, iç patlama ya da Lübnan’ın tahribatının sorumluluğu tamamen Lübnan hükümetine aittir. Hükümet, Lübnan toprağını ve vatandaşlarını savunma görevini terk ederek bu sorumluluğu üstlenmiştir.

Gelin birlikte ülkeyi inşa edelim. Bu ülke tek bir kesimle inşa edilemez. Bu vatan hepimizindir; birlikte izzetle yaşarız, birlikte inşa ederiz, yoksa Lübnan’a hayat yoktur. Lübnan ya hep birlikte kalır, ya da hep birlikte yok oluruz. Karşı cephede durmayı seçerseniz, Bu durumda tüm sorumluluk size aittir.

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.