2. paylaşım savaşının sona ermesinin ardından harabeye dönen Avrupa’nın, sosyalist blok’a karşı yeniden -inşa- ayağa kaldırılması için ABD başkanı Truman’ın adı ile anılan Doktrin çerçevesinde Marshall yardımlarına Türkiye ile birlikte mashar olan iki ülkeden biride Yunanistan’dı. Bu aynı zamanda, Türkiye ve Yunanistan’ın Amerikan emperyalizmi tarafından yeni-sömürge kıskacına alınmasınında başlangıcıydı.
Aynı zaman diliminde siyonist varlık “İsrail”de resmen tarih -1948- sahnesindeki yerini almıştı. Siyonist varlığı resmen tanıyan ilk “müslüman” ülke ise Türkiye’idi. O nedenle işgal altındaki Kudüs’te “İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs’ın (“Güney Kıbrıs Rum Yönetimi”) gerçekleştirdiği üçlü zirveyi, Türkiye’ye karşı bir ittifakmış gibi ele almak ahmaklık değilse, embesilliktir.
Çünkü Tom Barrak, İsrail=Amerika tarafından Türkiye’nin Ortadoğu-Asya’daki rolünü “Hazar’dan Akdeniz’e kadar Türkiye ile İsrail arasında işbirliği göreceksiniz” olarak açık ve net bir şekilde ortaya koydu. Kısaca Türkiye, ABD’nin hedeflediği “yeni ortadoğu-Asya düzeninde” uçbeyidir.
Bu, Amerikan emperyalizminin hedeflediği “yeni ortadoğu-Asya düzeninde” yeni-sömürge Türkiye’deki tüm işbirlikçilerine biçtiği roldür. İşbirlikçilerin tümüde -ister iktidardaki AKP, ister muhalefetteki burjuva partiler olsun- bu rolü üstlenme -işbirlikçilik- konusunda oldukça isteklidirler ve birbirleriyle yarış halindeler.
Üçlü zirvede, Amerikan emperyalizminin bölgedeki militarist makinası “İsrail” başbakanı Benyamin Netanyahu’nun “İmparatorluklarını yeniden kuracaklarını hayal edenlere şunu söylüyorum: Unutun gitsin. Bu olmayacak. Aklınızdan bile geçirmeyin.” sözleride, ben eşitler arası ittifakta “büyük patron Amerika’nın” bölgede kurmak istediği düzenin merkeziyim-ekseniyim. Herkes kendine biçilen rolü, haddini ve yerini bilsin mesajı olarak okunmalıdır.
İşgal altındaki Filistin’in başkenti Kudüs’te üçlü zirvede biraraya gelen Netanyahu, Hristodulidis ve Mitsotakis’in attıkları adımlar ve aldıkları kararlar, ABD’nin Dogu Akdeniz, Ortadoğu-Asya’daki uzun vadeli hedeflerine odaklanan stratejisinin bir parçasıdır. Zira, ABD’nin onayı dışında hiçbir adım atamazlar.
Asıl gaflet ve delalet ise, Türkiye’yi hala “egemen ve bağımsız” bir devlet olarak değerlendiren, ABD işbrilikçisi AKP faşizminin yaltakçıları, kimisi ABD işbirlikçisi burjuva muhalefet partisi CHP’ye umutlarını bağlamış emperyalizmin soldaki uzantıları, sadece kendilerini avutmakla-aldatmakla yetinmeyip, Amerikan emperyalizminin liderliğinde Doğu Akdeniz’de kurulan üçlü ittifakı “Türkiye’ye karşı bir cepheymiş” gibi yansıtarak emekçi halkıda aldatmaya devam etmektedirler.
Biz devrimcilere düşen görev, gerçekten tam bağımsız, demokratik ve sosyalist Türkiye için emperyalizme, siyonizme ve yerli işbirlikçilerine karşı THKP-C çizgisinde mücadeleyi yükselterek emekçi halkımıza siyasi gerçekleri açıklamaktır.

