Türkiye’den Hamas’a baskı: İsrail’in şartlarını kabul edin

0 1.087
image_pdf

Lübnan’da yayımlanan el-Ahbar gazetesine konuşan Hamas’a yakın kaynaklar, Türkiye’nin Gazze konusunda İsrail’in taleplerine paralel bir tutum sergilediğini ifade etti. Habere göre Türkiye, kamuoyundaki açıklamalarının aksine, Hamas’a İsrail’in şartlarını kabul etmesi için baskı yapıyor. Haberde ayrıca, Ankara, Gazze’ye yardım amacıyla hazırlanan yardım filolarını ve vatandaşlarının bu filolarda (Küresel Sumud Filosu) yer almasını engelledi. denildi.

– SUUD VE TÜRKİYE’DEN HAMAS’A BASKI: İSRAİL’İN ŞARTLARINI KABUL EDİN!

“Suudi Arabistan ve Türkiye’den Gazze’de süren soykırım savaşını kınayan açıklamalar art arda gelse de, perde arkasında dile getirilmeyenler, İsrail’le örtüşen bir tutumun izlerini taşıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gazze’deki İsrail vahşetine karşı olduğunu sık sık dile getiriyor; Ancak tüm bu adımlara rağmen, iki taraf arasındaki ilişkiler hâlâ sürdürülüyor.

Gazze’de ‘Aksa Tufanı’ harekâtının ilk anlarında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Hamas Siyasi Büro Başkanı şehit İsmail Heniyye’ye kişisel bir elçi göndererek ülkeyi terk etmesini istediği — güya ‘savaşın yönetimini dışarıdan yürütmesi’ amacıyla — bilinirken, Erdoğan’ın esasen Türkiye’yi İsrail’le doğrudan bir çatışmaya sürükleyebilecek her türlü eylemden uzak tutma hassasiyetini yinelediği görülüyordu.

ANKARA, YARDIM FİLOLARINI ENGELLEDİ

Hamas’a yakın kaynakların el-Ahbar’a verdiği bilgilere göre, Gazze’ye destek amacıyla yola çıkmaya hazırlanan uluslararası filolar için birçok Arap ve uluslararası liman seferber olurken, Türkiye bu konuda farklı bir tutum sergiledi. Ankara, limanlarının bu tür faaliyetlerin dışında tutulmasını istedi ve vatandaşlarının bu filolarda yer almasını engelledi. Gerekçe olarak ise “Mavi Marmara benzeri bir durumun tekrarlanmasından duyulan endişe” gösterildi.

Aynı kaynaklara göre, Türkiye’nin bu tutumunun arkasında, Filistin meselesinin Ankara’nın dış politikasında artık bir öncelik teşkil etmemesi yatıyor. Türkiye için şu anda en öncelikli dış politika konusu Suriye dosyası.

Yine bu bağlamda, Ankara’nın son esir takaslarında serbest bırakılan Filistinlileri kabul etme konusunda da çekimser davrandığı, yalnızca Kudüs’ten sürgün edilen bazı esirleri kabul etmekle yetindiği ifade ediliyor.

SUUD VE ERDOĞAN AYNI ÇİZGİDE

Ancak Türkiye’nin bu tutumu yeni değil; kökleri 2017 yılına, Donald Trump’ın ilk başkanlık dönemine kadar uzanıyor. O dönemde Trump, “Yüzyılın Anlaşması”nı ilan etmiş ve bu plan Filistin davasını tümüyle tasfiye etmeye yönelik projeler barındırmıştı. İşte tam da o zaman, Filistin direnişine yönelik cömert bir Amerikan teklifi gün yüzüne çıktı: Buna göre, Gazze’de Hamas’ın idaresinde bir yapı kurulacak, “siyasi varlık” adı altında bir liman ve havaalanı inşa edilecekti. Tüm bunlar da yaklaşık 15 milyar dolarlık Amerikan finansmanıyla hayata geçirilecekti.

Ne gariptir ki, Heniye’nin o dönemde açıkladığı ve Hamas’ın özellikle reddettiğini vurguladığı teklif — ki bu teklif, silahların depolanması, Batı Şeria ve Kudüs’te direnişe verilen desteğin sonlandırılması, hareketin geri çekilerek sadece Gazze’deki halkın günlük sorunlarına odaklanması gibi özel şartlar içeriyordu — bizzat dönemin direniş liderliğine ileten kaynaklara göre, doğrudan Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından getirilmişti.

Her ne kadar Erdoğan, Gazze’deki gelişmelere yönelik açıklamalarıyla daha etkin ve hareketli bir profil çizse de, Türkiye’nin duruşu Suudi Arabistan’dan çok da farklı değil. Kaynaklara göre, Riyad yönetimi Gazze’deki saldırıların durdurulması yönünde bir girişimde bulunmadan önce “şok edici” şartlar öne sürdü. Üstelik, son aylarda bu girişimlerin yalnızca Fransa’nın, iki devletli çözüm sürecini yeniden canlandırmaya yönelik çabalarıyla sınırlı kaldığı görülüyor.

Kaynakların ortaya koyduğu bilgilere göre, Riyad yönetimi, Hamas’a, uluslararası dörtlü grubun şartlarını kabul etmesi çağrısında bulundu. Bu şartların başında, “İsrail Devleti’ni tanıma” geliyor. Karşılığında ise Riyad, soykırımın durdurulması için harekete geçeceğini; daha doğrusu, Amerika’daki ve bazı Batılı ülkelerdeki dostlarıyla birlikte çalışarak Netanyahu’ya baskı yapılmasını sağlamaya çalışacağını vadediyor. Bu baskının amacı, saldırganlık sürecinin sona erdirilmesi ve nihayetinde, bir devlet kurulmasına kapı aralayabilecek siyasi bir sürecin başlatılması. Ancak bu muhtemel devlet, Kudüs dışındaki Filistin topraklarında, Batı Şeria’da ise kantonlara bölünmüş bir yapıda olmayı öngörüyor.

Böylece, Suudi Arabistan’ın ortaya koyduğu şartlar yerle bir oldu. Aracı olarak devreye giren bazı taraflar, Hamas ile temaslara başladı. Hamas da, özellikle Gazze Şehri’nin tahliye edilme tehdidinin ağırlaştığı bir dönemde, kuşatma altındaki bölgeye yönelik adeta bir yok etme savaşını durdurmak için Arap ve uluslararası birçok tarafla geniş çaplı görüşmeler yürütüyordu.

Öte yandan, başka bazı aktörler ise, Netanyahu’nun savaşı durdurmak için ısrarla dayattığı İsrail’in taleplerinin nasıl hayata geçirileceği konusunda yollar arıyordu. Bu talepler; tünellerin haritalarının teslim edilmesi, direnişin mevzilerinin ve cephaneliklerinin açığa çıkarılması, liderlerin ve bazı savaşçıların bölgeden çıkarılması ve direnişin siyasi liderliğinin, askeri kanatlarını resmen feshettiğini kamuoyuna duyurması gibi sert adımlardan oluşuyordu.

Direnişin çeşitli taraflarla iletişimlerinde satır aralarında yakaladığı bu şartlar, el-Ahbar gazetesinin güvenilir kaynaklarına göre, Gazze sakinlerinin sürgün edilmesini durdurmak için yapılan hareketi siyasi bir şantajın özüne dönüştürüyor. Öte yandan, silah deposu bulunmayan Batı Şeria’nın ilhak projesi karşısında ise bu taraflar tamamen sessiz kalıyor.”

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.