Lübnan’lı sanatçı Ziad Rahbani 69 yaşında hayatını kaybetti

0 931
image_pdf

Lübnan’ın ve Maşrik’in önemli devrimci sanatçılarından besteci, piyanist, oyun yazarı ve yorumcu Ziad Rahbani 69 yaşında (1956-2025) hayatını kaybetti. Yaşayan en büyük Arap sanatçısı Feyruz’un ve Lübnanlı besteci Asi Rahbani’nin oğluydu.

Feyruz ve Asi’nin oğlu, ailesinden devraldığı muazzam müzik mirasını taşımayı da unutmadı; Ziad Rahbani’nin kaderi, sadece Rahbani ailesinin mirasını sürdürmek değildi. Bu mirası kendine has bir üslupla yeniden harmanlayarak yaratıcılık, ironi, umutsuzluk ve kararlı duruşu bir arada barındıran özgün bir müzikal kimlik ortaya koydu.

Ziad, erken yaşta kendi özgün yolunu çizmeyi seçmişti. “Dostum Allah” adlı kitabında, hem toplumsal hem de siyasi otoriteye karşı en derin isyanın ve en net sözün temsilcisi oldu.

Sanat dünyasına henüz 17 yaşındayken en geniş kapısından girdi. Babasının hastalık nedeniyle sahnelerden uzak kaldığı dönemde annesi için bestelediği “Sa’aluni en-Nas” (Halimi Sordular) şarkısıyla adını duyurdu. O andan itibaren ismi, yaratıcılıkla özdeşleşti.

Ziad Rahbani, caz müziğine Doğu ruhunu aşıladı ve bu türün kendi ve neslinin fikirlerini ifade etme gücüne inandı. Kalıplara boyun eğmedi; Doğu ile Batı’yı, eski ile günceli birleştirerek sadece Ziad’a benzeyen bir ses yarattı. Feyruz’dan Macide er-Rumi ve Latife’ye kadar pek çok yıldıza şarkılar yazsa da merhum Josef Sakr ile kurduğu sanatsal ortaklık, kariyerinin alametifarikası olarak kaldı.

Tiyatro sahnesi için eserler yazdı, yönetti, yapımcılığını üstlendi ve Lübnan’ın kolektif şuurunun parçası haline gelen oyunlarda roller aldı. Oyunları savaşın acıları ve etkileri, Ezen ve ezilen sınıfların çelişkileri üzerine canlı anlatılar sunuyordu. Tiyatro tecrübesi, gençler arasında geniş yankı buldu ve bütün bir sanatçı ve yazar kuşağını derinden etkiledi.

Pek çok Lübnan filmi için müzikler besteledi. Bunların en ünlüsü, Randa Şahal’ın yönettiği ve kendisinin de “Ziad” rolünde oynadığı “Tayyara mın Varak” (2003) filmiydi. Radyoculukta ise iç savaş döneminde Lübnan’ın Sesi radyosundaki programlarla unutulmaz izler bıraktı. Hiciv dolu serileri, hem seçkinleri hem de siyasetçileri hedef alıyordu.

Gazetecilik alanında ise el-Ahbar gazetesindeki köşesiyle varlığını hissettirdi. Cesurca yazan, keskin ve aynı zamanda nüktedan bir dille imzasını atan Rahbani, parmağını daima yaranın üzerine basıyordu.

Siyasi olarak Ziad, hakkında yazdığı ve ayrıntılarını yaşadığı iç savaştan hiçbir zaman kopmadı. Açıkça Lübnan soluna dahil oldu. Halk sınıflarının yanında, hakim sınıfların karşısında durdu. Siyonist “İsrail” işgaline karşı direnişi bir kurtuluş projesi olarak desteklerken, yeri geldiğinde de eleştirel mesafesini korudu.

Lübnan Komünist Partisi, “yoldaşımız” diye bahsettiği sanatçının ardından şöyle dedi:

Ziad, inandığı değerleri savunmaktan hiç çekinmedi. Marksist kimliğini, sol duruşunu ve insani değerlere olan bağlılığını açıkça, gururla dile getirdi. Bu değerleri yalnızca savunmadı; tiyatrosuna, müziğine, şarkılarına da işledi —onlarla birlikte yaşattı, yaydı, hissettirdi. Halkının, ülkesinin ve ulusal direnişin davasına sarsılmaz bir bağlılıkla yaşadı.

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi de (FHKC) Rahbani’nin ardından yaptığı açıklamada şöyle dedi:

Ziad Rahbani yalnızca bir sanatçı değildi. Halkının dertleriyle yoğrulmuş, sorunlarıyla iç içe geçmiş bir aydın ve direnişin sesiydi. Daima yoksulların ve ezilenlerin yanında yer aldı; zulme, baskıya ve mezhepçiliğe karşı durdu. Hiçbir zaman tarafsız olmadı. Hep yoksullardan, halktan, Filistin’den, Gazze’den ve özgür bir vatan ile onurlu bir yaşam isteyen devrimcilerden yana oldu.

–  Ziad Rahbani’nin son sözü: 

Seyid (Hasan) olmadan yaşamak, içine bal tıkıştırılmış bir cehennem gibi. Eğer ölürsem hastalıktan değil, bu kayıptan dolayı öleceğim.


image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.