68 Kuşağı | Taylan Özgür “İlk Şehidi Ve Gençlik Hareketi

0 930
image_pdf

“Yavrumun akan kanı helâl olsun… Benim bir oğlum gittiyse, onbinlercesi, yani sizler varsınız… Size moskof piçi diyenler ve onları destekleyenler utansınlar. Taylan’ın kanı onları elbet boğacaktır…”  (Taylan Özgür’ün babası)

Mustafa Taylan Özgür; Hayatını Halkların Bağımsızlık Mücadelesine Adayan Kahraman Bir Devrimcidir. 68 Hareketi Döneminde İşçi Direnişlerinde Köylü Ayaklanmalarında Bulunan Devrimci Gençlik Lideridir.
İTÜ yurtlarında katledilen Vedat Demircioğlu’dan sonra 23 Eylül 1969 Yılında Amerikan Emperyalizminin uşakları tarafından planlı olarak katledilen İlk devrimci gençtir.
Mustafa Taylan Özgür ODTÜ’de okuyordu, İstanbul’a yoldaşları ile toplantıya gitti. Olay çıktıktan sonra Polisten kaçarken arkadan vuruldu kalleşçe. Katili yargılanmadı, bilinmiyor denildi. Polisi korudular, daha doğrusu planlarını korudular. Gizlediler. Çünkü Taylan Özgür planlı olarak katledildi. Taylan Özgür’ün katledilmesinden sonra Ankara’da 10 Binlerce Öğrenci, Öğretim Görevlisi, İşçi Cenazesine Katıldı. Sessizce Yürüdüler Taylan’ın Cenazesinde. Yumruklar sıkılmıştı, hepsinin gözünde bir öfke vardı. Hesap sormak istiyorlardı…

Taylan Özgür’ün Yoldaşı Sinan Cemgil Cenaze Töreninde Şunları Haykırdı; 

Bir devrimci kardeşimiz polis kurşunu ile kahpece öldürülmüştür. Devrimci şehitlerin matemini tutacak zamanımız yoktur. Devrimcilerin postunu ucuza satmayacağız. Gün gelecek Türkiye’nin bağımsızlığı ve kurtuluşu için gerekirse hepimiz vurulacağız. Bunlar bizi korkutmuyor, üzmüyor ancak kinimiz bileniyor. Taylan Özgür’ün ardından matem tutmayacağız, mersiyeler düzmeyeceğiz. O, 24 saatini devrime adamış bir kişiydi. Yapılacak çok işlerimiz vardır, ikinci kurtuluş savaşının ilk kurşunlanan devrimcilerinden sonra bizler de düşebiliriz, bunu korku değil varacağımız şerefli bir nokta olarak kabul ediyoruz. Taylan, Kommer ‘in arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. Bu kıvılcım devam ettirilecektir. Türkiye’de CIA artık bir adam temizleme kampanyası açmıştır. Yılmıyoruz, korkmuyoruz.
Taylan’ın katli mücadele tarihimizde özel ve önemli bir yere sahiptir.Biz onu emperyalizme ve faşizme karşı mücadelenin ilk ve önde gelen mimarlarından biri olarak anacağız.
Taylan’ın 1968 yazında ODTÜ Stadyumuna Hüseyin İnan, Alpaslan Özdoğan ve diğer arkadaşları ile yazdığı DEVRİM yazısı

Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine.

Beyazıt’ta şehit düşen
silkinip kalktı kabrinden,
ve elinde bir güneş gibi taşıyıp yarasını
yıktı Şahmeran’ın mağarasını.

Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.

NAZIM HİKMET

‘68 dönemi, Türkiye devrimci gençlik hareketinde bir dönüm noktasını ifade etmektedir. Özellikle ‘65 yılına kadar düzen içi çatışmalarda bir taraf haline getirilmiş olan gençlik mücadelesi, bu tarihten sonra düzenden köklü bir kopuş süreci içerisine girmiş, devrimci bir temele oturarak bir daha geri dönmemecesine düzen içi bir unsur olmaktan çıkmıştır. ‘65-’80 dönemine damgasını vuran gençlik hareketi, tam da bu nedenden ötürü düzenin tüm saldırılarının ve baskılarının hedefi olmuştur. Ancak ‘60’larda atılan adımlar ve yakılan anti-emperyalist mücadele ateşi, bağrından Türkiye devrimci hareketini çıkararak Türkiye devrim tarihindeki önemli bir kesiti oluşturmuştur.
Gençlik ‘68’e kadar kitlesel temellerde birkaç kez hareketlenmişti. Ancak bu hareketlilikler, özellikle ‘60’ların başlarına kadar burjuva düzen içi hesaplaşmalarında bir araç olarak kullanılmıştır. ‘50’lerle birlikte yeni bir gelişme temposu kazanan Türkiye kapitalizmi, böylece sosyal planda emek-sermaye kutuplaşmasını da geliştirdi, yaydı ve derinleştirdi. Kırda geleneksel ilişkilerin çözülmesinin ve kentlerde sanayinin gelişmenin bir sonucu olarak sosyal çelişkiler gelişti ve keskinleşti. Bu temel üzerinde kırda köylü hareketlenmeleri ve şehirlerde ise işçi eylemleri başgösterdi.
Bu iktisadi gelişimin bir yanını da, Türkiye kapitalizminin emperyalizme kölece bağımlılık ilişkileri içerisinde dünya emperyalist kapitalist sistemi ile daha güçlü temellerde bütünleşme çabası oluşturmaktaydı. Emperyalizmle kurulan kölelik ilişkisi, Kore’de vurucu güç olarak Türk askerlerinin kullanılması, ülkenin bir uçtan diğerine emperyalist sömürüye açılmış olması, Türkiye topraklarının baştan başa emperyalist üs ve tesislerle donatılması, tüm toplum çapında henüz geri ulusalcı bir çerçevede de olsa emperyalizme karşı bir öfkenin gelişmesini hızlandırmaktaydı.
Genel toplumsal uyanışın büyümesi ve ‘61 Anayasası’nın yarattığı düzen sınırlarındaki ‘özgürlük’ ortamı, bu döneme kadar sınırları burjuva muhalefet ekseninin dışına çıkmamış olan gençlik hareketinin gelişimini hızlandırdı. Gençlik bu dönemde adım adım kapitalist sömürüye ve emperyalizme karşı mücadele alanına kaydı; kısmen de olsa Kemalizm ve ordu savunuculuğunun dışına çıkarak sola ve sosyalizme yöneldi. Boykotlar, işgaller ve sokak gösterileri ile mücadeleye atıldı, işçi ve köylü hareketleri yakınlaştı.
Batı Avrupa’da gelişen sınıf ve öğrenci hareketi, Büyük Çin Kültür Devrimi, Küba Devrimi ve ABD emperyalizminin saldırılarına karşı tüm dünyada yankılanan Vietnam direnişi, ‘60’larla beraber gelişecek öğrenci hareketini etkileyen dış etkenler olarak sıralanabilir. Özellikle Filistin’de ortaya konulan direniş, tüm Ortadoğu’yu olduğu gibi başta gençlik olmak üzere Türkiye’deki toplumsal muhalefeti bir bütün olarak derinden etkilemişti.
Ülke ve dünyada yaşanan bu değişiklikler, gençlik hareketinde de köklü bir değişimi mayalıyordu. Bu gelişme, Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) doğurdu. TİP, o döneme kadar burjuva muhalefetinin yedeğinde bulunan birçok ilerici kesimi hızla çatısı altında toplamaya başladı. İlerici sendikacılardan aydınlara, Kürt demokratlarından ilerici öğrencilere kadar sosyalizme ilgi duyan birçok kesimden TİP’e bir akış gerçekleşti.
Bunun bir parçası olarak o zamana kadar TMTF, Milli Türk Talebe Birliği vb. yasal derneklerle kendini ifade eden gençlik hareketinden önemli bir kopuş başlamış oldu. Gençlik hareketinin ileri unsurları bu örgütlerden koparak Fikir Kulüpleri Federasyonu’nu (FKF) oluşturdu. Tümüyle TİP üyeleri ve sempatizanları tarafından kurulan bu örgüt, ‘68 devrimci gençlik hareketinin yolunu açan en önemli gençlik örgütlenmesidir. FKF’nin kurulması, öğrenci gençliğin en ileri unsurları şahsında hızla sahiplenilmesi, gençliğin sosyalist mücadeleye artan ilgisinin belirgin bir ifadesiydi.

İşgaller Başlıyor!.
Mayıs ‘68’de Fransa’da patlak veren ve Batı Avrupa’yı kasıp kavurmaya başlayan sınıf ve öğrenci hareketi, Türkiye’de o döneme kadar mayalanan gençlik hareketine görülmemiş bir itilim kazandırdı. ‘68 döneminin yolunu açan ilk öğrenci eylemi, 10 Haziran 1968’de Ankara Üniversitesi DTCF’de yapılmıştı. Üniversite reformu talebi ile başlayan bu boykot, hızla Hukuk ve Fen fakültelerine sıçradı. Ardından aynı taleple İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi boykota katıldı. Ancak boykot, hızlı bir şekilde üniversite işgaline dönüşmeye başladı. FKF’nin bir süre çekimser kalmasından sonra desteklediği boykot, kısa sürede tüm İstanbul’a yayıldı. İstanbul Üniversitesi’nin tüm fakülteleri işgal edildi. Öğrenciler tarafından üniversite reformu talebi ile başlatılan bu işgal hareketi, kısa bir sürede akademik alandaki hiyerarşinin çelişkilerini su yüzüne çıkararak, ast akademik kadronun da işgale destek olmasını sağladı.
Bu hareketliliğin en büyük başarısı devlete bağlı öğrenci derneklerinin aşılarak, tümüyle hareket içinden ve aşağıdan yukarıya doğru gelişen öğrenci hareketinin doğal önderlikleri tarafından örgütlenmesi olmuştur. İşgal, başlamasıyla beraber fakülte işgal komiteleri ile eylem yerellere taşınmış ve bu komitelerin doğal öncülerinin oluşturduğu İşgal Konseyi’nde merkezileşmiştir. Bunun yanında işgal savunma birlikleri oluşturularak işgal güvenliği sağlanmış ve üniversite içerisindeki hoparlörlerden ve radyolardan, işgalin durumu ve talepleri ile ilgili bilgiler sürekli öğrencilere taşınmıştır.
İstanbul Üniversitesi Rektörü Ekrem Şerif Egeli, Abdi İpekçi’nin düzenlediği bir radyo programında, İstanbul’daki işgali yöneten İşgal Komiteleri Konseyi ile görüşmeyi kabul etti. Ve konseyin rektörlüğe hazırladığı reform taslağını sunması sonucu, başladıktan 3 hafta sonra İstanbul Üniversitesi işgali kaldırılmış oldu. Büyük İşgal olarak adlandırılan bu süreç, sonrasında adları çokça duyulacak Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi kitle önderlerini yaratarak sonlanmış ve sonraki sürecin ilk kıvılcımı haline gelmiştir.

6. Filo’ya Karşı Dolmabahçe Direnişi
Tıpkı üniversite işgallerinde olduğu gibi 6. Filo’nun İstanbul’a gelişi de sonuçları önceden kimse tarafından kestirilemeyecek olan anti-emperyalist mücadelenin fitilini ateşleyecekti. ‘67’den sonra İstanbul’a her gelişinde çeşitli eylemler ile karşılanan 6. Filo’ya karşı bu sefer ne yapılacağının tartışılması için İTÜ Gümüşsuyu Kampüsü’nde devrimci öğrenci grupları tarafından bir toplantı yapıldı. Haziran işgallerinde eli kolu bağlı kalan polis, toplantı dağıldıktan sonra, Taksim Meydanı’nda, öğrenci önderlerine büyük bir hınçla saldırarak, onları gözaltına aldı.
Bu durumu protesto etmek için Dolmabahçe’deki bayrak öğrenciler tarafından yarıya indirildi. Ancak İTÜ ve çevresi polis işgali altındaydı. Gözaltından sonra çeşitli aralıklarla öğrencilerle polis arasında kısa çatışmalar yaşanmaktaydı. 17 Temmuz 1968 günü İTÜ Rektörlüğü bir açıklama yaparak yurdun kendilerine bağlı olmadığını duyurdu. Bunun üzerine hiç vakit kaybetmeden Talebe Birliği’nin merkezi konumundaki öğrenci yurduna giren yüzlerce polis, yurdu darmadağın edip, önüne çıkan öğrencileri hastanelik edinceye kadar dövdü. Bu baskın sırasında 30 öğrenci tutuklandı.
Hastaneye kaldırılan öğrencilerden Vedat Demircioğlu’nun pencereden aşağıya atılması sonrası komaya girmesi, devrimci öğrencilerde derin bir öfke ve nefret oluşturdu. Öğrenciler bu baskın sonrasında geniş kitleler halinde İTÜ önünde toplanmaya başladılar. Taksim Meydanı’na yapılan yürüyüş sonrasında, devrimci öğrenciler yürüyüşün Dolmabahçe’ye kadar sürdürülmesini anlatan coşkulu bir konuşma yaptılar Bu konuşmalar sonucunda binlerce öğrenci sloganlarla Dolmabahçe’ye akmaya başladı. Militan ve coşkulu öğrenci kitlesinin karşısına çıkmaktan çekinen polis Dolmabahçe’yi boşalttı. Böylece binlerce öğrenci botlarına binip kaçmaya çalışan ABD askerlerini döverek denize döktü.
Vedat Demircioğlu’nun ölüm haberi üzerine öğrenciler valiliğe doğru yürüyüşe geçti. Az bir mesafe kala polis barikatı ile karşılaşan öğrencilerin barikata yüklenmesi sonucu saatlerce süren bir sokak çatışması meydana geldi. Ertesi gün, Vedat Demircioğlu’nun cenazesini alamayan devrimci öğrenciler sembolik bir tabutla yürüyüşe geçtiler. Binlerce öğrencinin katıldığı bu yürüyüşe polisin saldırması sonucunda yine saatlerce süren çatışmalar meydana geldi.
ABD finansmanı ile ABD sanayi ve teknolojisinin gerektirdiği işgücünü yetiştirmek için kurulmuş olan ODTÜ, özellikle İstanbul’daki anti-emperyalist eylemler ve üniversite reformu, işgal ve boykotları sırasında sessiz kalmıştı. Üniversite reformu eylemleri sürecinde reform taslağının birçok somut isteğine sahip olan ayrıcalıklı ODTÜ öğrencileri bu sürecin dışında kalmışlardı. Ancak bu ODTÜ öğrencilerinin de diğer üniversitelerde yaşanmayan “mütevelli heyeti” ve Amerikan eğitim sistemi gibi sorunları bulunmaktaydı. İşte bu sorunlardan yola çıkarak hiç beklenmeyen bir anda ODTÜ de genel devrimci gençlik hareketinin girdabına girdi.
ODTÜ öğrencileri, 10 Ekim 1968’de sosyal demokratların elinde olan Öğrenci Birliği’ne rağmen örgütledikleri forumda boykot kararı alırlar. Boykot, ODTÜ’ye özgü iki temel taleple başlatılmıştı: ABD eğitim sistemine son, öğrenciler yönetime katılsın!
Hızla tüm ODTÜ’ye yayılan bu boykotla beraber ABD’nin kültür kalesi çatlamaya başlamıştı. ABD kültürünün gençlik içerisine sorunsuzca yayılacağı düşünülen bir kale, devrimci gençlerin darbeleri ile yıkılmış oldu. Boykotun en büyük başarısı ise buydu.
1968’de Vietnam’da görev almış ve katıldığı kirli operasyonlarla tanınmış CIA şefi Robert Kommer’in Türkiye Büyükelçisi olarak atanması, anti-emperyalist çevrelerde sarsıcı bir etki oluşturdu. Tüm sol basın Vietnam kasabı Kommer’e karşı mücadele çağrısı yaparken, Kommer’in İstanbul’a ineceği haberini alan öğrenciler, havaalanına giderek içerisinde Kommer’in olduğunu düşündükleri uçağı taşlamaya başladılar. Bu eylem üzerine aralarında Deniz Gezmiş’in de bulunduğu bir grup devrimci tutuklandı.
Kommer’in İstanbul’a inişi ile başlayan gösteriler, Ankara’ya inişinde de devam etti. İstanbul Yeşilköy Havaalanı’ndaki anti-emperyalist karşılamayı haber alan öğrenciler, Ankara’da da benzer bir eylem düzenlediler. Havanalanından polis zoru ile çıkartılan öğrenciler, gece boyunca Ankara sokaklarındaki ABD’ye ve Amerikalılar’a ait tüm yerlere saldırdılar. Bu eylemler sırasında birçok öğrenci tutuklandı.
Tüm toplumun nefretini kazanmış bulunan ve Vietnamlı devrimcilerin Honço (kasap) olarak adlandırdıkları Kommer, rektörlük tarafından ODTÜ’ye davet edildi. ODTÜ öğrencileri, daha birkaç gün önce havaalanında eylemle karşıladıkları Kommer’in üniversitelerine gelecek olmasını derin bir öfke ile karşıladılar. Kommer’in üniversiteye geldiğini haber alan öğrenciler, geniş kitleler halinde rektörlüğün önünde toplandılar. Üzerinde ABD forsu bulunan Kommer’in arabası ABD ve rektörlük karşıtı sloganlarla ters çevrilerek, ateşe verildi. ODTÜ öğrencileri, itfaiyenin arabayı söndürmesine izin vermediler. Bu olay devlet cephesinden ABD eğitiminin yaygınlaşması için kurulan bir kurumda meydana gelmiş olması nedeni ile şok etkisi yaratırken, gençlik hareketi açısından ise ABD çıkarlarına karşı kitlesel şiddetin başlangıcını oluşturmuştu.

Bu eylem sonrası rektörlüğün ODTÜ’yü kapatmaya karar vermesi öğrencilerin tepkisine neden oldu. Bunun üzerine bir direniş komitesi kurularak, okulu ve yurtları terketmeme eylemi başlatılması kararlaştırıldı. Bu sırada öğrenci önderlerinin mahkemeye yaptığı “okulu tatil” kararına yönelik iptal başvurusunun kabul edilmesi üzerine, ODTÜ anti-emperyalist gençlik hareketinin merkez üssü haline geldi ve büyük bir prestij kazandı.

FKF’den Dev-Genç’e
Gençlik hareketinin militan kitle eylemleri, boykot ve işgallerle tüm toplumun gündemine girdiği bu dönemde, gençlik hareketinin başını tutan FKF içerisinde TİP yönetiminin etkisi zayıflamaya başladı. Hareket, militanlaştıkça TİP’in parlamenterist ve legalist çerçevesine sığmamaya başladı. TİP çizgisi ile gençlik arasında güçlü bir çelişki doğdu.
‘65 yılında Çetin Altan’ın ve arkasından da tüm TİP parlamento grubunun ‘devletin en yüksek yasama organında’ dayak yemeleri, sosyalizme parlamento yoluyla geçiş düşüncesine inen güçlü bir darbe olmuştu. Bu ise militanlaşan gençlik hareketinin farklı arayışlara yönelmesinde önemli etkenlerden biri oldu.
Üniversite işgal ve boykotlarını provokasyona açık olarak nitelendirip tedirgin biçimde sonradan katılan, 6. Filo Dolmabahçe yürüyüşünü yine aynı gerekçeyle durdurmaya çalışan, devletin üzerinde oluşturduğu baskılar sonucu “eski tüfekler” olarak bilinen TKP kadrolarını partiden tasfiye eden ve gelişen öğrenci eylemlerini suçlamaya başlayan TİP ve onun güdümündeki FKF yönetimi, gençlik içerisinde hızla tecrit ve tasfiye olmaya başladı.
Bu süreç, TİP’in karşısında yer alan, Mehmet Ali Aybar yönetiminin reformcu-legalist ve parlamenterist yüzünü hararetli söylemlerle teşhir eden MDD çizgisini gençlik içerisinde güçlendirdi. Ancak gençlik hareketi içerisinde keskin söylemleri ile etkinleşmeye başlayan MDD’ci akım, sosyalizme yönelmeye başlayan gençlik hareketini yeniden “2. Kurtuluş Savaşı”, “CHP ile ittifak ve Milli Cephe” gibi söylemler ve “ordu-gençlik elele” gibi sloganlarla kendi darbeci-reformist hesaplarının bir uzantısı haline getirmek çabasındaydı. 1968 yılında devrimci gençlik hareketi, anlamlı bir çıkışla parlamentarizmle bağlarını koparmasına karşılık, bu sefer de darbeci-kemalist çizginin etkisine girmiş oldu.
MDD’ci gençlerin egemenliğinde gerçekleştirilen kongrede FKF, 1969 Ekim ayında adını Türkiye Devrimci Gençlik Federasyonu olarak değiştirdi. Böylelikle ülkenin bir ucundan öteki ucuna kadar insanların tanıdığı DEV-GENÇ kurulmuş oldu. Bu değişiklik bir bakıma TİP reformizminin aşılmasının ve Mahir Çayan’ın önderliğinde şekillenmekte olan düşüncenin gençlik içinde etkisinin yaygınlaşmasının sonuçlarından biri oldu. O günün gençlik liderlerinin devrimin önderleri haline getiren en önemli olgular hem pratiğin en önünde oluşları, hem de ülkemiz koşullarına denk düşen bir mücadele teorisini geliştirebilmiş olmalarıdır. Dev-Gençliler bu dönemle birlikte halkın hemen her kesimiyle çeşitli bağlar kurarlar. O dönemin toprak işgallerinde, işçi eylemlerinde, anti-emperyalist eylemlerde onlar vardır.

Dev-Genç’ten THKP-C’ye
Bu süreç TİP reformizminden, cuntacılıktan, şablonculuktan ideolojik olarak kopuş dönemidir.1969-70 yılları halkın hemen her kesiminin mücadelesinin yükseldiği bir dönemdir. Halk kitlelerinin iktidar hedefli bir mücadeleye yönlendirilebilmesi, için elbette gençlik örgütlenmeleri yeterli olmayacaktı. Artık ülkenin birçok yerinde yaptıkları çalışmaların hedefinde devrimci bir parti yaratmak vardır ve Mahir Çayan önderliğindeki grup 1970 Aralık ayında partileşir, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi’ni kurarlar. THKP-C’nin kurulması, iktidar perspektifsizliğinin, parlamenterizmin, kendine güvensizliğin, legalizmin belirlediği bir dönemin kapanıp yeni dönemin açılması demektir. THKP-C’nin kurulmasının hemen ardından 12 Mart darbesi yaşanır. Baskı ve terör özellikle devrimci örgütlere uygulanır. Mahirlerin buna cevabı açık olmuştur: “can pahasına mücadele etmek.” Gerçekleştirdikleri silahlı atılım 12 Mart darbecilerini o kadar telaşlandırmıştır ki, gerçekleşen her eylem sonrasında görülmemiş operasyonlar yapmaktadırlar. Bu dönemde gerçekleştirilen İsrail Başkonsolosu’nun cezalandırılması, Kadir Has’ın kaçırılması ve diğer birçok eylem 12 Mart karanlığının yırtılmasında en önemli rolü oynar ve halk kitlelerinin kendine güvenini getirir. Ve son eylemlerinde Deniz Gezmiş,Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilmelerini önlemek için NATO’ya bağlı Ünye Radar Üssü’nde çalışan 3 İngiliz askerini THKO’lularla birlikte kaçıran Mahir Çayan ve arkadaşları, ellerindeki rehinelerle birlikte Tokat’ın Niksar İlçesi, Kızıldere Köyüne giderler. Etrafları sarılan Mahir ve yoldaşları “biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik” cevabını verirler. İşbirlikçi kolluk kuvvetleri operasyonda makinalılar, havan toplarıyla devrimin 10 önderini katlederler. Diğer yandan diğer gençlik önderleri olan THKO kurucusu Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşı idam sehpalarında,TKP/ML kurucusu İbrahim Kaypakkaya işkencehanelerde katledilir.

‘68 Gençlik Hareketinin Mirası
‘68 devrimci gençlik hareketi, bazı zayıflıklarına karşılık gençlik hareketi tarihinde önemli bir kesiti ifade etmektedir. Gençlik, el yordamıyla zayıf omuzlarının kaldıramayacağı kadar ağır bir yükün altına girme iradesini göstermiş ve tüm toplumu derinden sarsmıştır. ‘68’de söz konusu olan köylü hareketlerine katılan, işçi grevlerine destek olan bir gençliktir. Filistin direnişine destek olmak için önderlerini Filistin kamplarında eğitmiş ve savaşmaya göndermiş bir gençlik hareketidir, ‘68 gençlik hareketi. Ülkede doğru dürüst M-L klasiklerin çevirileri bulunmazken, bilime, ideolojiye aç olan bir kuşaktır ‘68 kuşağı. Ardı arkası kesilmez bir araştırma ve sorgulama sürecidir ‘68.
İşte bu hareket bağrından hepsi de birbirinden değerli devrimci önderleri; Denizleri, Mahirleri, İboları, Sinanları çıkarmıştır. Darağaçlarında Marksizme-Leninizme bağlılığı haykırmanın, işkencehanelerde ser verip sır vermemenin, cesaretle düşmanın üzerine gitmenin mirasıdır.

 

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.