Şam’ın 15 km dibindeki işgalci varlık “İsrail”e tek bir taş bile atmayan tasmalı Colani’nin HTŞ’li it sürüleri, Alevilere, Şiilere ve şimdide Şam’ın 108 km ötesindeki Süveyda’da Dürzilere saldırıyor.
Amerikancı köpekler Muhammed bin Selman yönetimindeki Suudi Arabistan ve Erdoğan yönetimindeki Türkiye, “Suriye Hükümetinin ülkenin tamamında güvenliği tesis etmek ve mevcudiyetini kuvvetlendirmek üzere attığı adımların desteklenmesi gerekmektedir.” diyerek Suriye’deki tekfirci IŞİD/HTŞ köpek sürülerinin Dürzilere yönelik saldırı ve katliamlarını desteklediklerini açıkladılar.
Şam-Süveyda’da Dürzilere saldıran tasmalı Colani’nin HTŞ’li it sürüleri yakaladıkları Dürzi erkeklerin bıyıklarını zorla keserek onları aşağılıyorlar. Bıyığı kesilerek aşağılanan 80 yaşındaki Dürzi Şeyh Mirhec Şahin’in gazeteci torunu Christine Şahin, dedesinin selefi/tekfirci HTŞ’li köpekler tarafından kurşuna dizildiğini duyurdu.
Lübnan merkezli El-Ahbar gazetesi yazarı Amir Ali Süveyda’da yaşanan olayları anlattı:
– “İsrail Nüfuz Haritasını Yeniden Çiziyor:
Yerel gruplar, Süveyda’da yeni yönetimin saldırısını püskürtüyor. Belgelenmiş katliamlar ve İsrail’in “güvenlik” bahanesiyle gerçekleştirdiği müdahale, bölgedeki egemenlik haritalarını yeniden şekillendiriyor.
Savunma ve İçişleri bakanlıklarına bağlı güçlerin Süveyda’ya girmesinden saatler sonra, yerel gruplar şehrin büyük bölümünde yeniden kontrolü sağladı. Bu girişim, Dürzi dinî liderlerinin çatışmaları durdurma çağrısını kabul etmeleriyle başlamıştı. Ancak bu güçler girdikleri gibi, infazlar, yağmalar, hakaretler ve sosyal medyada kendilerinin yayımladığı görüntülerle belgelenen ihlaller gerçekleştirdi. Bu durum şehirde yeniden bir ayaklanmaya yol açtı ve yerel gruplar yeniden silaha sarıldı.
Savunma Bakanlığı, tanklar ve ağır silahlarla desteklenen birlikleriyle bazı mahalleleri topçu ve SİHA saldırılarıyla hedef aldı. Bu esnada İsrail, özellikle ağır zırhlı araçları hedef alan hava saldırılarına başladı. İsrail, Güney Suriye’de bu tür silahların varlığını “kabul edilemez” olarak niteledi. Bunun üzerine Savunma Bakanlığı güçleri geri çekilmek zorunda kaldı. Ardından İçişleri ve Savunma Bakanlıkları, kamu düzenini sağlamak için askerî polis ve genel güvenlik güçlerinin konuşlandırıldığını açıkladı. Yerel gruplar ise “yasadışı silahlı çeteler” olarak tanımlandı.
Sivillere yönelik katliam haberleri yayıldı. Bunlar arasında, bir misafirhane (er-Ridvan ailesine ait) basılarak 20’den fazla kişinin infaz edilmesi, bir meydanda üç kardeşin annelerinin gözleri önünde öldürülmesi gibi vakalar yer aldı. Dürzi liderlerinden ve yeni yönetime karşı olan Şeyh Hikmet el-Hicri, daha önce yayımlanan uzlaşı açıklamasının zorla imzalatıldığını belirterek halkı yeniden direnişe çağırdı.
İsrail saldırıları ağır silahları saf dışı bırakınca, şehir içinde birebir çatışmalar başladı. Bu durum yerel savaşçıların şehirdeki kontrolü büyük ölçüde ele geçirmesini sağladı.
Askerî polislerin “yağma ve ihlalleri önleme” amacıyla şehirde olduğu açıklansa da, yayımlanan bir televizyon raporunda görülen bir asker, daha önce bir sivile yönelik saldırıda yer almıştı. Bu durum, yeni yönetimin lideri Ahmed Şar’a’nın “suç işleyen herkes cezalandırılacak” açıklamasının samimiyetini sorgulattı.
İlk saldırıdan önce “genel seferberlik” çağrıları yapılmıştı. Bu senaryo, sahil bölgesinde yaşanan ve yüzlerce sivilin öldüğü (Alevi) katliamları hatırlattı. Bu kez ise “yasadışı silahlı gruplarla mücadele” bahanesiyle, Dürzilere yönelik açık bir mezhepçi nefret yayılması sağlandı. Sosyal medyada çekilen görüntülerde evler, dükkânlar, misafirhaneler ve hatta El-Sura el-Kebira köyündeki Mar Mikail Kilisesi’nin yakılıp yıkıldığı görüldü.
İsrail’in “Dürzileri koruma” bahanesiyle gerçekleştirdiği saldırılarda, yeni yönetimin savaşçıları onlarca kayıp verdi.
– ABD-İsrail’in “İleri-Geri Oyunu”
İsrail’in daha önce, Süveyda’ya hükümet güçlerinin girişine onay verdiği yönünde sızdırılan bilgiler vardı. Bu, iki görüşmede şekillenmişti: İlki Ahmed Şar’a ile ABD’nin Suriye özel temsilcisi Thomas Barrack arasında, ikincisi ise Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, Suriyeli bir heyet ile İsrailli yetkililer arasında gerçekleşmişti.
ABD ve İsrail açıklamaları arasında bazı farklılıklar görünse de (örneğin Barrack’ın ABD’nin Suriye’de dini temelli federasyonlara karşı olduğunu ve Süveyda’daki askerî operasyonu desteklediğini belirtmesi), pratikte iki ülkenin doğrudan koordinasyon içinde olduğu açıkça görülüyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail medyasına verdiği demeçte, müdahalenin amacının Güney Suriye’de silahsız bir bölge oluşturmak olduğunu söyledi. “Güney Suriye’de bir ikinci Lübnan’ın doğmasına izin vermeyeceğiz” diyen Netanyahu, “Dürzileri koruma” iddiasını da bu sözlerle çürüttü. İlk saldırılar sırasında, işgal altındaki topraklardaki Dürzi liderleri memnun etmek için şekilsel bazı saldırılarla yetinmişti. Ancak tankların ve ağır silahların sahaya inmesiyle doğrudan saldırıya geçti.
Yerel grupların oluşturduğu “Süveyda Askerî Konseyi”, Şeyh el-Hicri’nin doğrudan yönlendirmesiyle hareket ediyor ve şehirde büyük ölçüde kontrolü sağlamış durumda. Ancak yeni yönetimin bağlı birlikleri, yeni bir saldırı hazırlığında. Bu da, son saatlerde Süveyda’ya atılan havan ve roket saldırılarından anlaşılıyor.
İsrail’in saldırılarını durdurması için ABD tarafından baskı yapıldığı, İsrail’in de buna “şimdilik” uymayı kabul ettiği bildirildi. Ancak bu, iki taraf arasında önceden belirlenmiş bir “ileri-geri oyunu” gibi görünmekte ve çatışmaların süreceği endişesini doğurmakta. Şimdiye kadar yaşanan çatışmalarda, aralarında onlarca sivilin de bulunduğu yaklaşık 200 kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, 21 sivilin infaz edildiğini belirtti.
Sosyal medya üzerinden birçok kayıp ihbarı yapılmakta; kayıp kişiler arasında gençler ve kadınlar da bulunuyor. Bunların bazılarının infaz edilmiş olabileceğinden, bazılarının ise sahilde yaşananlara benzer şekilde (Aleviler) kaçırılmış olabileceğinden korkuluyor.
Çatışmaların sürmesiyle birlikte, Süveyda’daki Dürzi dinî liderler arasında da anlaşmazlıklar su yüzüne çıktı. Şeyh el-Hicri silahlı direnişte ısrarlıyken, diğer iki lider Şeyh Hammud el-Hanavi ve Şeyh Yusuf Cerbua, yeni yönetimle güvenceye dayalı bir uzlaşma arayışında. SANA’ya konuşan Şeyh Cerbua, “Devlet, tüm vatandaşlarını korumalıdır” diyerek devlete bağlılıklarını vurguladı. Süveyda’nın geldiği noktayı “beklenmedik bir yıkım” olarak nitelendirdi ve halkın geleneksel değerlerine geri dönmesini, devletin ise sorumluluğunu yerine getirmesini istedi.
Sonuç olarak, Süveyda hâlâ yeni yönetime boyun eğmiş değil. Bu da bölge halkının gösterdiği direnişle açıklanabilir. Ancak bu direnişin gidişatı, doğrudan ABD ve İsrail’in alacağı tutumlara ve bu iki aktör arasındaki “gelgitli” stratejiye bağlı.
Yeni saldırı hazırlıkları yapılırken, yönetim yanlısı grupların, mezhepçi saiklerle hareket etmesi ve “ganimet” arayışı gibi nedenlerle işlenen ihlallerin sürmesi bekleniyor. Bu bağlamda, daha önce Şam’daki Mar Elias Kilisesi’ne intihar saldırısı düzenleyen ve birçok Alevi’yi katleden “Ensar es-Sünne” adlı fraksiyon, Dürzilere yönelik yeni tehditler savurdu.

