Naim Kasım: Suriye direniş cephesi için askeri destek yoluydu

0 1.048
image_pdf

Hizbullah Genel Sekreteri Şeyh Naim Kasım, 11 Haziran’da el-Meyadin kanalı ile yapılan ve dün yayınlanan uzun bir röportajda, Gazze’ye destek harekâtı, Lübnan’daki savaş ve Hizbullah’ın siyasi ve askeri durumu hakkında konuştu. Parti’nin maruz kaldığı ihlalleri, özellikle “çağrı cihazı (pager) katliamları“ olayıyla ilgili detayları açıkladı. Ayrıca ülke içindeki durum ve yaşanan baskılara değindi; bölgesel gelişmelere, özellikle Suriye’deki son durumlara temas etti ve önümüzdeki döneme yönelik çalışma stratejilerini aktardı. İşte o röportajdan önemli başlıklar:

– AKSA TUFANI

Biz de 7 Ekim günü dünya gibi Aksa Tufanı’ndan haberdar olduk. Aksa Tufanı operasyonunun haberi, başladıktan yarım saat sonra Seyyid Hasan’a ulaştı. “Gazze’ye destek savaşı”na katılmaktaki hedef, baskıyı azaltmak ve Siyonist rejimi bu krizi çözmeye zorlamaktı.

Eğer topyekûn bir savaşa girseydik, sonuç sadece büyük bir yıkım ve karmaşa olurdu. Amerika işin içine girer, savaş daha da yayılır ama hedeflerimize ulaşamazdık. Destek savaşı, “Aksa Tufanı“nın doğal bir sonucudur.

İki ay geçtikten sonra, Hamas’taki kardeşlerimiz bize bu savaşa katılımımızın destek açısından yeterli olduğunu ve hedefin gerçekleştiğini söylediler. Filistin içindeki Hamas liderliğindeki kardeşlerimiz bu büyük, etkili ve devrimci eylemi gerçekleştirdiler ki bu, bölgenin kaderini değiştirdi.

– ÇAĞRI CİHAZI (PAGER) MESELESİ

1500 patlayıcı yüklü çağrı cihazı (pager) Türkiye’ye ulaşmak üzereydi. Bu yüzden Başbakan Mikati’den, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la iletişime geçip bunlara el koyarak imha etmelerini istedik.

Soruşturma tamamlandığında, insan kaynaklı sızıntının boyutuyla ilgili kamuoyuna açık ve net konuşacağım. İnsan kaynaklı casusluk sınırlıydı, Parti içinde üst düzey isimlere ya da lider kadroya uzanan ciddi bir casusluk bilgisi elimizde yok.

İletişim ağımızda ciddi bir zafiyet vardı. Sistem neredeyse tamamen dinlemeye açık hale gelmişti. Patlayıcılı çağrı cihazlarının satın alımı son bir yıl ya da bir buçuk yıl içinde gerçekleşti. Pager meselesi, satın alma sürecindeki bir zafiyetten kaynaklıydı ve bu süreç İsrail tarafından fark edilmişti.

– BİZ SAHA ADAMIYIZ

Bildiğim kadarıyla İran “Aksa Tufanı” operasyonundan haberdar değildi. Hatta Hamas’ın yurt dışındaki bazı yöneticileri bile bundan habersizdi.  (Gazze’ye) Destek kararı şura meclisinde oybirliğiyle alındı. Temel tüm kararlarımız bu şekilde alınıyor.

İki ay geçtikten sonra Hamas’taki kardeşler, desteğin yeterli olduğunu ve hedefe ulaştığını ifade ettiler. Ancak görüldü ki “İsrail” çok saldırgan ve ABD desteği sınırsız şekilde devam ediyor.

Seyyid Hasan Nasrallah her zaman şunu tekrar ediyordu: Biz Lübnan’da bir savaş istemiyoruz. İran’ın danışmanlığı var, ancak kararlar bizim yapımız ve yönetim tarzımızla alakalıdır. Bu mücadeleyi, 32 yıllık şura üyeliği ve genel sekreter yardımcılığı tecrübemle yönettim.

Hasan Nasrallah’ın şehadetinden 3 gün sonra, 30 Eylül’deki konuşmam benim inisiyatifimle ve Seyyid Haşim Safiyeddin’le koordinasyon içinde yapıldı ve gerekliydi.

Bizde hareketin sona erdiğine dair bir belge yoktur, bizde hareketi besleyen bir şehadet vardır. Belki de artık Seyyid Hasan Nasrallah’ın biraz dinlenmeye ve daha yüce bir makama yükselmeye hakkı vardır. Yaş, cesaret, güç ve ilahi tevfik bakımından hepimiz ölsek bile Seyyid’in hayatta kalacağını düşünürdüm.

(“İsrail”in saldırganlığına ve ihlallerine) Pratikte sonsuza kadar sabretmemiz mümkün değil, bir sınır var. Ama yöntem ve zaman konusunda konuşacak konumda değilim.

Parti olarak kazandık, çünkü Lübnan içindeki birlik en iyi seviyede kaldı ve “İsrail” bir fitne çıkaramadı. Büyük bedellere rağmen parti yeniden ayağa kalktı ve bu bize aynı zamanda bir ivme kazandırdı.

Cephedeki efsanevi direnişin iki yönü vardır: İlki orada efsanevi bir iş yapan gençlerdir, ikincisi ise dışarıdan gelen ve adı “destek” olan unsurdur. Biz, zulme sessiz kalmayan bir grubuz; düşman da dost da bilsin ki biz saha adamıyız.

Seyyid Hasan Nasrallah, 25 Eylül’de Başkan Berri’ye 21 günlük bir ateşkesi kabul ettiğini bildirdi. Meclis Başkanı Berri, (Biden dönemi Lübnan Özel Temsilcisi) Hochstein ile görüştüğü teklifi bize gönderdi, biz de görüşlerimizi ilettik ve anlaşma Şura’nın oybirliğiyle kabul edildi.

– ESAD DİRENİŞE DESTEK VERİYORDU

İran, üzerine düşen her şeyi fazlasıyla yaptı. Destek bir ortaklıktır; İran’ın yaptıkları, yapılabilecek en üst düzey şeylerdi ve bu bize çok yarar sağladı. İmam Seyyid Ali Hamaney, Gazze ve Lübnan’daki olayları her gün takip ediyordu, kendisine raporlar ulaşıyordu ve yetkilileri desteğe ve takibe çağırıyordu.

Suriye’de yaşananlar, direniş cephesi için bir kayıptı; çünkü orası askeri destek yoluydu ve Gazze’yi de etkiledi. Nizam (Beşşar Esad), direnişe destek veriyordu.

İlk günden itibaren Suriye’nin iç işleriyle bir alakamız olmadığını söyledik ve temennimiz, Suriye rejiminin “İsrail”e karşı durmasıdır. Suriye’nin normalleşme sürecine girmemesi gerektiğini söylüyoruz ve Suriye halkının da bunu kabul etmeyeceğine inanıyoruz.

Dikkatli olmamız gerektiğine inanıyoruz. Çünkü bazı yabancı ve Arap ülkelerinden gelen raporlar, Suriye’nin Lübnan’a karşı kullanılmak istendiğini gösteriyor.

HİZBULLAH, “İSRAİL”İ LÜBNAN’DAN ÇIKARAN GÜÇTÜR

Şeyh Kasım: Silahlar konusunu ulusal güvenlik bağlamında diyalogla ele almak istiyoruz. Amerika ve bazı Arap ülkeleri, direnişi kendi lehlerine kullanması için Başkan Avn’a baskı yapıyor; ancak o bunun bir fitne olacağını biliyor.

Devletin inşasında biz de ortağız, ancak bazıları bizim bu süreçte olmamamız için çalışıyor. Varoluşsal bir tehdit krizi yaşamıyoruz, içinde bulunduğumuz durumla başa çıkıyoruz.

Hizbullah, siyasi düzeyde tüm taraflarla geniş ve kapsamlı bir diyalog yürütecek. Biz hükümetin bir parçasıyız ve Arap ülkeleri ile Körfez ülkeleriyle ilişkilerimizde eşitlik temelinde bir sorun yaşamıyoruz.

UNIFIL’in (Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Kuvvetleri) Lübnan’daki görevine devam etmesini destekliyoruz, ancak görev sınırları içinde kalmalı ve özel mülklere, köylere girmemelidir.

Hizbullah, var olan ve direnen en büyük yapıdır Lübnan’da. Var oluşunun sebebi silah değil; silah Lübnan’ın güçlü kalmasının sebebidir. Hizbullah, “İsrail”i Lübnan’dan çıkaran güçtür. Temmuz Savaşı’ndan sonra ülke ekonomik olarak canlandı, çünkü “İsrail” caydırılmıştı. Ulusal uzlaşı, herkesin kendi ölçüsüne göre giydiği bir elbise değildir; uzlaşı, vatanın ölçüsüne uygun olmalıdır.

– BİZ “AHDİMİZE BAĞLIYIZ”

Herkes rahat olsun; Hizbullah içinde her ne kadar bazı konularda görüş ayrılıkları olsa da “bal ve tereyağı gibi” bir birlik var; parti ve liderlik birdir. Önceliğim, şehit Seyyid Hasan Nasrallah’ın çizdiği yol ve ilkeleri korumaktır; çünkü bu, Hizbullah’ın varlık sebebi ve anahtarıdır. Sabitelerimize bağlıyız; bunların başında Filistin’in kurtuluşuna olan inancımız gelir. Müslümanların birliği yanındayız ve “Sünni-Şii fitnesi” diye bir şey kabul etmiyoruz.

İmam Hamenei liderliğindeki İran en büyük müttefikimizdir; bu ilişki vefa, izzet ve güç üzerine kuruludur ve bizim için kırmızı çizgidir. İran bize her şeyi verdi, biz onlara hiçbir şey vermedik. Onunla vizyon ve politika açısından uyum içindeyiz; İran bize dayatmada bulunmuyor.

Direniş eksenini selamlıyorum; özellikle sadece Yemen’in Gazze için tek başına verdiği desteği vurguluyorum; oysa dünya sadece izliyor.

Irak’ı, hem dini liderliği hem de halkı ile bize olan yoğun ilgisi ve fedakarlıkları için selamlıyorum. Irak ile ilişkilerimizi koruyup geliştireceğiz ve bu büyük politikalara uygun olarak yeni ilişkiler açacağız. Arap milliyetçilerini, Filistin ve Arap-İslam birliği yanındaki halk ve siyasi güçler olarak görüyor, onları takdir ediyor ve yanlarında olmaya devam edeceğiz.

Sayın Seyyid, ümmetin şehitlerinin lideridir; dünya ve tarih boyunca nadir bulunan biridir; çok tehlikeli ve zor bir projeyi başlattı. Sayın Seyyid, kalpten konuşur, inanmadan hiçbir şey söylemez ve kalpten gelmeyen bir sevgiyi ifade etmeyi bilmezdi.

Sayın Seyyid, seni özlüyoruz, aramızda olmanı isterdik; sen var olduğunda yükümüz hafiflerdi. Ben, sayın Seyyid’i bekleyenlerden ve onu dinleyenlerdenim, çünkü konuşmaları kalbi rahatlatıyor ve azmi güçlendiriyordu.

Sayın Seyyid, sen yükseldin ve istediğine ulaştın; biz ise “Ahdimize bağlıyız” sloganını ilan ettik, yani devam ediyoruz. Sayın Seyyid’e diyorum ki, rahat ol; elimizde liderler, kadrolar, mücahitler, direnişçiler, yaralılar, esirler ve bu yükü omuzlayan bir halk var.

Çeviri: Erhan Güngör

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.