M. Ender Öndeş: Kaç santim uzadı boyunuz şimdi?

168
image_pdf

Biraz gazetecilikten konuşalım mı bu salı? Peki, konuşalım. Cumhuriyet’in pazar manşetini gördünüz her halde; güzeldi değil mi? Oluyor böyle şeyler bazen. 19 Aralık’ta da Milliyet’in “Sahte oruç kanlı iftar” manşetini görmüştük biz, Hürriyet’in Ahmet Kaya manşetini de biliriz, alışkınız. Ahmet Kaya gurbet ellerde öldü; ‘sahte oruç’ta da yüz yirmiden fazla insan yaşamını yitirdi. Manşetler de tarihe yazıldı bu arada. Manşet öyledir çünkü. Sosyal medya zıpırlıklarına benzemez. Yazarsınız, basılır ve tarihin bir parçası olur.

“Emperyalizme ‘gitme’ çağrısı!”

Cumhuriyet’in manşeti buydu. Altındaki spot da şöyle: “ABD’nin Suriye’den çekilme kararına karşı internet üzerinden başlatılan kampanyaya, ‘6. Filo’ya secde duranlardan farksız’ tepkileri yükseldi.”

Haberdeki ‘haber’ unsuru aslında tek bir cümleden ibaret; ABD’nin Suriye’den çekilme kararı üzerine Beyaz Saray’ın resmi sitesinde bir imza kampanyası başlatılmış ve “Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yapacağı operasyonda Rojava’ya saldırması durumunda felakete yol açacak sonuçların önlenmesini istiyoruz” denilmiş. İyi ya da kötü, haber bu…

Manşetin geri kalan bölümü, ‘yurttaşların tepkileri’ ve M.K. Erdemol’un yazısından oluşuyor. ‘Sosyal medya yurttaşları’ çok kızgın! “Amerikancılığın vardığı sefil sonuç” üzerine döktürüp duruyorlar. AKP trolleri de öyle, “Amerikalılar da gitti, ‘napçeniz şimdi” diyorlar. Birileri ‘öldüreceğiz’, diğerleri de ‘ölümü hak ettiniz’ diyor. Kürtlerin durumu her halükarda vahim! Erdemol’un yazısı ise daha ‘ağır abi’ havasında. “Emperyal bir güce dayanmadan, bölge halklarıyla ilişkileri geliştirmekten başka çaresi yok Kürtlerin” diyor. ‘Bölge halkları’nın bir bireyi olarak sanırım kendisini de kastediyor. Bu anlamda sözlerini “PYD’ye yönelik ittifak çağrısı” olarak anlayabiliriz!

Neyse işte, anlaşılıyor; Erdemol ve Cumhuriyet’in diğer sivri zekâlıları masaya oturmuşlar, bütün ideolojik hasletlerini ortaya döküp (Çarşı deyimiyle söyleyeyim) bir yerlerden element uydurmuşlar! Oturup yazmışlar yani! Olabilir. Manşet ‘yazılabilir’ tabii ki. Ayrıca, köşe yazısından da manşet olur. Çiğdem Toker’den olur mesela. Ama orada hezeyan değil haber vardır.

Son 7 yılda Suriye’de ne olmuş ne bitmiş, hiç girmeyeceğim. Buraya nereden gelmişiz, 2011 zamanlarında sakin duran Kürtler, niye sonra harekete geçme gereği duymuşlar? Aradan geçen 7 yılda neler olmuş? Emperyalizmin ipi varmış da Kürtler ona tutunarak mı var olmuşlar?

Geçiyorum; yeniden manşete dönüyorum. Haber nedir? Bir imza kampanyası… Kim yapıyor? Haberde yok. Tahminlerimiz var mı? Evet, var. Muhtemelen Avrupa’daki Kürtlerin örgütlediği, PYD’nin de diplomatik faaliyet olarak desteklediği bir kampanyadır. Öte yandan, Kuzey Suriye’deki yetkililer de üç-dört gündür, “giden gitsin, biz buradayız ve direnme gücümüz var” diyorlar. Var mı yok mu bilemem, böyle söylüyorlar. Kuşkusuz bu pratikte belli olacak.

Yani sonuçta, sıkı bir editörün eline düşse, manşet haber aslında toplam üç cümle: ABD gidiyor. Kürtler, onlar olmasa da direniriz diyor. Yine Kürtler muhtemel bir operasyonu geciktirmek için diplomatik faaliyet yürütüyorlar. Kalanı element!

Tarih, bugünle sınırlı bir şey değil. Şimdilik ertelenmiş olsa, eninde sonunda operasyon başladığında, Kürtlerin varlığının yokluğunun ABD’ye bağlı olup olmadığına hepimiz gazeteci olarak tanıklık edeceğiz. Sonuç ne olur? Ben Erdemol değilim; bunu bilemem. Yaşıyoruz, göreceğiz.

Mesele bu değil. Mesele şu. Üç kafadar yazı işleri masasında çalakalem manşet yaratabilir, sonra da arkanıza yaslanıp, “Nası giydirdik lan!” diyebilirsiniz. Keyfiniz bilir. Ama bunun adına gazetecilik demeyin, bir; solculuk demeyin, iki. Birbirini gaza getirip bildiri yazmanın gazetecilikle ilgisi yok, halkların acılarından “ideolojik zafer” türetmeye çalışmanın da solla ilgisi yok. Yarın F-16’lar Kobani’yi harabeye çevirirse, ‘sizin değerli fikirlerinizi dinlemediği için’ o yıkıntıların altında kalan insanların acısını yine solcular duyar, size düşen de kına olur.

Yapacak bir şey yok. Attınız manşetinizi, tarihe de geçtiniz, hayırlı olsun. Kürtler de yine dönüp Turgut Uyar’ın kapısına gelirler en çok: “Sizin alınız al inandım / Sizin morunuz mor inandım / Ben tam dünyaya göre / Ben tam kendime göre / Ama sizin adınız ne / Benim dengemi bozmayınız.”

EFRİN

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.