MEMET SÖNMEZ: BÜTÜN ZAMANLARIN EN YAKIŞIKLI DEVRİMCİSİ ZEKİ YUMURTACI

0 382
image_pdf

DALTON’ UN DEYİŞİ İLE, “AZICIK CESARET”

Zeki… Sarı saçları, kumral kaşları, yeşil gözleri, beyaz düzgün dişleri, kiraz dudakları, uzun bacakların üzerine özenle dikilmiş yüksek gövdesi ile tüm zamanların en yakışıklısı Zeki. Sallana sallana yürüyen, ateşli konuşan, hep devrimden bahseden, oportunizme ve revizyonizme tahammül edemeyen, kararlı, Saint Joseph mezunu, küçümsediğimiz burjuva kültürünü almış aynı zamanda iyi bir banka soyguncusu, ateşli bir propagandist, tartışmacı, eğitmen ama boykotçu da, çalışkan ama grev örgütleyici de… İşkencecisi ile kavga eden, posta atarak onları yenen, kurşuna dizileceğini bilmesine karşı sırlarını serlerinde saklayan adam. Adam gibi adam: iyi devrimci.

Mehmet Zeki  Yumurtacı, namı diyer “Militan Zeki” Takvim 1976 ‘ ları  1977’ leri gösterdiğinde Beyazıt meydanında miting kürsüsündeki adam, davudi sesi, ajitatif diksiyonu ile kitlelere sesleniyordu. O yıllar gençliğinin en etkili lideri kuşkusuz Bülent Uluer ‘di. O başladımı söze herkes konuşmak fiilinin ne olduğunu unutur ona kulak kesilirdi. Dinleyenlerin tüyleri diken diken olurdu. Kalın kitapların orta yerlerinden alıntılar yapar, “Louis bonaparte’ın 18 bloomery 665 sayfa 2. Paragrafında der ki…” diye başlayan; “Laos ta, Kamboçya’da, Vietnam’da, Angola’da Kızıldere’de gerillalar… Diye devam ederdi. Devrim’in Şanlı bayrağını oligarşinin burcuna…” diye sonra… Kitleleri coşturuyor, coşturdukça örgütlüyordu.

Bülent’in  solunda  Zeki,  namı diyar Che nin oğlu Erkan,  sağında Kamer Teyhani, Fehmi Gökçek, Şehriban, Nazlı… Zeki’nin hemen önünde İbrahim Yirik, Paşa Güven, yanında Bizler; Tamer, Süleyman, Sadık…

Zeki ateşli Zeki coşkulu… Zeki zekiydi. Sen Joseph mezunu teorisyendi. Bizlerle eğitim çalışmalarında diyalektik ve tarihi mataryalizmi, felsefeyi George politzer’i, Stalin’i tanıştırdı. Ondan öğrendik  bir insanın cosku dolu devrimci tavrıyla aynı zamanda bu kadar bilgili, bu kadar kararlı olunabilineceğini. Ondan öğrendik, banka soygununda vezneye geçmemiş halkın parasına dokunulmayacağını. Çağdaş Sosyalist Robin Hood’du. Onun kadar yakışıklı değildik belki. Ama öğrendik! Onun kadar coşkulu, girişken fakat bir o kadar kibar, centilmen bir devrimci olunabilineceğini. Halka karşı meltem rüzgarları estiren, burjuvaziye karşı fırtınaya dönüşen yönleri ile bizim gençliğimizin kılavuzu oldu, Zeki… (Elbette ki  bizim üzerimizde çok daha büyük, belirleyici rol oynayan, bizi  sokaklardan toplayıp  örgütleyen, o zamanlar anlayamadığımız bir dille  bizlere sosyalizmi anlatan, eylemci, ihtilalci, her açıdan bizlere örnek olan, (İtiraf etmeliyim ki Zeki en az senin kadar yakışıklı) senden bir adım önde giden örgüt kuran,çeken çeviren, Türkiye devrimci hareketine  damgasını vurmuş  Hasan Şensoy ‘du. Ebedi ve ezeli liderimiz. Bir  lider düşünün ki  (ama yaşayan bir lider) hala ondan övgü ile bahsedilsin. Ve eminim  Zeki, yaşasaydın sende onun hakkını verirdin.)

Meydanlarda ustura gibi keskin fakat düşmanıyla tek  kaldığı zaman yolunu kaybedenler o kadar çok ki aramızda Zeki. Ah, Zeki, ne olurdu işkence görürken minicik tavizler verseydin de bugün aramızda olsaydın. Küçük, minik tavizler… Bügün için hiç önemli olmayan minicik bilgiler… Hatta o gün için bile önemi yoktu bu “taviz” lerin. Çok daha fazlasını verenler koğuşlarında hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya devam ettiler. Küçük, minik bilgiler verseydin, inan yine kahramanımız olurdun. Hani korkakların içlerinde kahramanılıklar da vardır ya görünmezler. Biz onların korkaklıkları ile ilgileniriz, aşağılar küfrederiz, dalga geçeriz. Birde kahramanlar vardır. Cesaretlerinden bahseder, eylemlerde yeteneklerini görürüz. Keskindirler. “Asalım, keselim” derler. İşte bu kör noktadır. Zaafiyetlerini göremediğimiz kör nokta.  “Kahraman” olarak yaşamaya devam ederler aramızda. Biz onları hep kahraman zannederiz. Çoğu zaman bu tipler kendilerini, çözecek koşullardan  uzak kalırlar  ve biz onların çözüldüklerini göremeyiz. Aramızda dolaşırlar bir kahraman olarak.

Zeki, ah, Zeki, minik küçük tavizler verseydin işkencede, bugün aramızda olurdun. Elbette ki latife ediyorum ama inan Zeki, bugün bırakalım bu tavizleri, sorguda yer göstermiş, yoldaşını yakalatmış, fiske bile yemeden yoldaşlarını teşhis etmiş kişiler, hala aramızda birer “kahraman”  gibi dolaşıyorlar. Her yerdeler.  Dernek yönetimlerinde, demokratik kitle hareketlerinde, tatlı sohbetlerde… Hatta rakı sofralarında, kahkahalara dönüştürülen, çözülen sorgu anılarını kahramanlıkla karıştırıp rakıya meze yapanlarla dolu ortalık.

Zeki ah, Zeki,  küçük minik tavizler verseydin eğer, bugün Aramızda olmaya devam edecektin. Ve küçük minik çözülmeler koca çözülmeleri ve teslim olmalarının yanında bir hiçti.

Zeki, gerçekten bir devrimciydi. Evet aslında sıradan bir devrimciydi. Bir devrimcide olması gereken ortalama özelliklerin tümünü taşıyordu aslında. Biz o kadar kötü süreçler yaşadık ki, bu sıradanlık ideal bir hal aldı. Tıpkı  yolda cüzdanını düşüren  insanın, cüzdanı verilirken   minnet duygusu gibi anormal haller aldı. Zeki, ah Zeki, o kadar hareketliydin ki, hani derler ya “bir kalıba sığmaz”. Girdiğin yerin şeklini almıyordun. Yakalanmışsın. 79 yılıydı. Sağmalcılardaydım. Sana benzeyen birini yerine bıraktın. Adına “sahte tahliye” dediğimiz firarını gerçekleştirdin. Sen dışarıdayken o tarihlerde ben, Sağmalcılar hapishanesindeydim Hapishane müdürü, Zeki (adaşın olan bu cezaevi müdürü,  daha sonra bizden çekeceklerinden bi’haberdi), cezaevi savcısı hergün firar ettiğin koğuşu ziyaret ederdi. Hürriyet gazetesi o dönem hep Mit’in sesiydi. Hergün  manşetlerinde “Zeki yumurtacı firar etti, cezaevi yönetimi uyuyor mu! ” diye yazardı. Bu yöneticiler koğuşlara gelir seni görmek isterlerdi. Oysa sen firarariydin. Firari düşler peşinde  koşuyordun.

Hatırlar mısın bilmem İstanbul Spor ve Sergi Sarayı’ nda İYÖD’ lülerin bir gecesine katılmıştık İDÖD’ lüler olarak. Tartışma çıkmıştı. Sıkı bir dayak yemiştik. Ağzımız, burnumuz kan içindeydi. Sırtımızda sopalar kırılmıştı. Sol içi ilk kavgalar… Sonra seni kaçırmışlardı. gülmüştük sen yokken  “militan Zeki”, “kız Zeki” oldu diye. Bizde onlardan birini kaçırdık. Sonra takas ettik aramıza döndün.

Sen böyle bir devrimciydin. Aykırı, ilkelerinden taviz vermeyen ama aynı zamanda kibar,yakışıklı ve güzel devrimci. Evet bence devrimciler yakışıklı olmalı.  Estetik değerlerde olmalı! Gerektiğinde idealleri uğruna yaşamını, altın tepside insanlara sunan bir diyet olmalı. Keşke devrim diyetler üzerine kurulmasaydı. Ama biliyoruz ki, Moskova önlerinde, Saygon zindanlarında, Kızıldere’de darağaçlarında, Julius Fuçik’ ler, Deniz Gezmiş’ler   gibi sallanmadan, kurşuna dizilmeden, çarpışmadan tabii ki sevmeden, istemeden olmuyor. Tabi birazda Dalton’ un deyişi ile, “azıcık cesaret” Seni aşkla anlıyorum. Sıcak yoldaşım Zeki yumurtacı.

Not:

Zeki Yumurtacı, 17 Eylül 1980 de İstanbul Gayrettepe’de ağır işkence sonrası “minik, küçük tavizler” vermediği için Avcılar’da bir mezarlıkta kurşuna dizilerek öldürüldü.

Memet Sönmez

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.