Annelere yapılanlar saygısızlıktır

0 310
image_pdf

Diyarbakır ve Batman’daki kayıp yakınları eylemelerinde tutuklu annelerine yönelik polis şiddetine dikkat çekilerek, “Annelere yapılan saygısızlıktır. Bir polisin annelere herhangi bir fiziki müdahalesi kabul edilemez” denildi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlendiği oturma eyleminin 534’üncüsünü dernek binasında gerçekleştirdi. Kayıpların fotoğraflarının taşındığı eyleme, kayıp yakınları, İHD eski Genel Başkanı Hüsnü Öndül, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Diyarbakır İl Başkanı Mehmet Sayın, sivil topum örgütleri temsilcileri, İHD yöneticileri ve üyeleri katıldı.
Eylemde konuşan İHD Şube Yöneticisi Adnan Örhan, 4 Mayıs 1938’de kararı alınan Dersim katliamında yaşamını yitirenleri andı. Geçmişten bugüne katliamların, kayıpların ve failli meçhullerin tarihin karanlık sayfalarında yerini aldığını ifade eden Örhan, kayıpların ve failli meçhul cinayetlerin akıbetini ortaya çıkarmak için verdikleri mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. Örhan, “Hükümetler her ne kadar yaşanan kayıplar ve failli meçhul cinayetler bizim dönemimizde değildi deseler de, kendilerinin de sorumlu olduğunu buradan hatırlatmak isteriz” diye konuştu. Yıllarca sürdükleri mücadelede yargının hiçbir faili cezalandırmadığını hatırlatan Örhan, “Kayıp yakınları olarak mahkemelere sunduğumuz deliller, şahitler, belgeler hiçbir karşılık bulmadı. Yargının da bu konuda keyfi davrandığı, dosyalarımızı rafları tozlara koyduğunun göstergesidir. Buna rağmen hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmedik” şeklinde konuştu.
‘ANNELERE SAYGISIZLIK’
Açlık grevlerinin kritik aşamayı geldiğini ve ölüm oruçlarının başladığını aktaran Örhan, cezaevlerinde çocukları açlık grevinde olan annelerin, çocuklarının yaşaması için yaptıkları basın açıklamaları ve eylemlerde polisler tarafından pervasızca müdahalelerle karşı karşıya kaldığını söyledi. Bunun annelere yapılan saygısızlık ve hukuksuzluk olduğunu vurgulayan Örhan, “Bir polisin annelere herhangi bir fiziki müdahalesi kabul edilemez. Annelerin istediği tek şey çocuklarının ölmemesidir” dedi.
‘CEZASIZLIĞA KARŞI MÜCADELE’
İHD eski Genel Başkanı Hüsnü Öndül ise, kayıp yakınları ve İHD’nin kayıplara karşı mücadelesinin yıllardır aralıksız sürdüğünü hatırlatarak, “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” talebinin teknik anlamıyla cezasızlığa karşı bir mücadele olduğunu söyledi. Öndül, kayıp yakınlarının hem Diyarbakır hem de İstanbul’da her Cumartesi günü düzenledikleri etkinliklerle demokratik tepkilerini ve adalet beklentilerini dile getirdiklerini söyledi.
GÖZALTINA ALINDI, KAYBEDİLDİ
İHD Kayıp Komisyonu Üyesi Hasan Yalçın da, Diyarbakır’ın Çermik ilçesi Kayagediği köyünde ikamet ederken 1995 yılında çobanlık yapmak için gittiği Dersim’in Hozat ilçesi Çaytaşı köyünde düzenlenen operasyon sırasında askerlerce gözaltına alınan ve kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Akbaş’ın, kayıp hikayesini okudu.
‘LEYLA GÜVEN YAŞASIN’
Batman’da ise kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, İHD Şube binasında 440’ıncı kez bir araya geldi. Eylemde “Kayıplar bulunsun failler yargılansın” yazılı pankart açılırken, kayıpların ise fotoğrafları taşındı. Kayıp yakınlarına, yakınları açlık grevinde bulunan tutuklu ailelerinin yanı sıra “Leyla Güven yaşasın” önlüğünü giyen Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Feleknas Uca ve Ayşe Acar Başaran destek verdi.
‘ÖLÜM RİSKİ ARTIRMAKTADIR’
Yapılan eylemde ilk olarak İHD Şube Eşbaşkanı Avukat Devran Yıldız konuştu. 4 Mayıs 1937 yılında “Dersim Tenkil Kararları” sonrası insanlık için utanç verici olayların yaşandığını ifade eden Yıldız, yaşananların “soykırım” olduğunu ve bununla yüzleşilmesi gerektiğini söyledi. Açlık grevlerine de değinen Yıldız, “Açlık grevleri ölüm orucuna çevrilmiştir. Ölüm orucunda hiçbir sıvı alınmamaktadır. Bu da ölüm riskini artırmaktadır. Gelinen aşamada insan hakları savunucuları olarak taleplerin kabul edilmesini istiyoruz” diye konuştu.
‘ANNELERİN ÇAĞRISIDIR’
Yıldız’ın ardından ise HDP Milletvekili Ayşe Acar Başaran konuştu. Dersim’de yaşamlarını yitirenlerini saygı ile andığını ifade ederek, dün Dersim’de yaşananların günümüzde farklı bir şekilde sürdüğünü kaydetti. Başaran, konuşmasına şöyle devam etti: “Dün Dersim’de soykırım yapanlar bugün farklı politikalar ile devam ediyor. Dilimizi yasaklayanlar, tecridi uygulayanlar politikalarını bu şekilde sürdürüyor. O yüzden bir kez daha çağrımızı yineleyerek taleplerin kabul edilsin diyoruz. Yaşanacak ölümlerden AKP, Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı makamı sorumludur. Bu çağrı sadece bizim değil, günlerdir beyaz tülbentleri ile direnen annelerin de çağrısıdır” dedi.
KARAKOL KOMUTANI ÖLDÜRDÜ
İHD Şube Sekreteri Fahrettin Asutay da 6 Mart 1995 tarihinde kaybedilen Naif Demir’in hikayesini anlattı. Asutay, dönemin Hakkari Çukurca İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Bedrettin Kütük’ün Demir ile birlikte silah kaçakçılığı yaptığını ve alacak verecek nedeniyle sonradan ortaya çıkan görgü tanıkları beyanlarına göre karakolda öldürüldüğünü söyledi.
Konuşmaların ardından 5 dakikalık oturma eylemi yapıldı.
İZMİR’DE ORHAN’LAR ANILDI 
İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, bu haftaki kayıplar için yaptıkları eylemde Selim, Hasan ve Cezair Orhan’ı andı. Konak ilçesinde bulunan eski Sümerbank önünde yapılan açıklamayı şube yöneticilerinden Ali Aydın okudu. Selim, Hasan ve Cezair Orhan’ın 24 Mayıs 1994’te, Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde Çağlayan’a bağlı Deveboyu köyünde kaybedildiğini söyleyen Aydın, o dönemi şöyle aktardı: “24 Mayıs 1994’de köyün yukarısındaki Ziyaret Tepesi’nden köye doğru askerler gelmeye başladı. Bir süre sonra, askerler çadırların yanına gelip, erkekleri köy meydanına topladı. Orada bulunan M. Selim Orhan, Hasan Orhan ve oğlu 17 yaşındaki Cezair Orhan son olarak askerlerin gözetiminde Gümüşsuyu Mezrası’nda Zeyrek karakoluna götürülürken görüldü. Zeyrek Karakolundan sonra Lice yatılı okulunda da Orhan ailesini tanıyanlar oldu. İlerleyen tarihlerde; Kulp’ta 8 kişinin öldürüldüğü haberini alan köylüler cenazelere bakmaya gittiler. Ancak öldürülenlerin cesetleri yakıldığı için teşhis edilmedi. Ailenin yapmış olduğu bütün başvurulardan bir sonuç alınamadı.”
9 Mayıs 2003 tarihinde Kulp’un Bağcılar Kevrekok mevkiinde bulunan toplu mezar için Kulp Savcılığı mezarı açıp 8 kişiye ait kemikleri İstanbul Adli Tıp’a gönderdiğini belirten Aydın, Selim Orhan’ın oğlu Adnan Orhan 14 Temmuz 2006’da Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığına başvurduğunu ifade etti. Orhan ailesine 30 Nisan 2007’de sonuç geldiğini söyleyen Aydın, “Savcılığın yaptığı araştırmada cesetlerden biri babası M. Selim’e diğeri ise amcası Hasan’a ait olduğu ortaya çıktı. Kemiklerini alıp bir mezar taşı dikmek isteyen Orhan ailesine bu kez kemiklerin kayıp olduğunu öğrendi. Kaybolan kemikleri Kulp Savcılığına yazılı olarak sordular. Ancak Savcılık kemiklerin kendilerinde olmadığı söyledi. Bu kez 26 Şubat 2009 tarihinde kaybolan kemikleri İstanbul Adli Tıp’a sordular. Gelen cevabi yazıda kemiklerin Kulp savcılığına gönderildiği bildirildi. Ancak Orhan ailesi bir türlü yakınlarının kemiklerine ulaşamadı” dedi.
Aydın, Orhan ailesine Kulp Savcılığının 9 Mart 2010’da kemiklerin kimsesizler mezarlığına birçok kemikle birlikte tek mezara gömüldüğü bilgisinin verildiğini belirterek, “Orhan ailesi sevdiklerinin kemiklerini alamadığını ifade etti. AİHM’e taşınan davada Türkiye’yi 18.06.2002 tarihinde mahkûm oldu” dedi.
Aydın açıklamasını, “Biz insan hakları savunucuları inanıyoruz ki gün gelecek; evrensel hukuk kuralları tüm kurum ve kuruluşlarıyla hüküm sürecek işte o zaman geçmişle yüzleşecek, bu utanç verici yükten hep birlikte kurtulacağız” sözleriyle sonlandırdı.
image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.