Üretimde Kışla Düzeni: MÜSİAD’ın İzole Üretim Üsleri

0 187
image_pdf

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) 7 yıl önce ‘Orta Ölçekli Sanayi Bölgeleri’ olarak başladığı projeyi “İzole Üretim Üsleri” ne çevirdi. Proje hem Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan hem Çevre Bakanlığı’ndan hem de Tarım Bakanlığı’ndan gerekli izinleri aldı. Aslında MÜSİAD’ın izinlerini aldığı ve onaylanan “İzole Üretim Üsleri” projesi TÜSİAD’ında yani bir bütün olarak Kapitalist sermeye gruplarının hep arzuladığı ücretli kölelik düzeninin devamını sağlamak ve işçi sınıfının tümüyle kışla düzenine (disiplinine) kavuşturularak hiç bir sorunla karşılaşmadan “çarkların dönmesini sağlamak

“Toplumun geniş kesimleri açlık sınırının da asgari ücretin de altında bir ücrete mahkûm ediliyor, işsizlik parası ve kıdem tazminatı gasp edilmek isteniyor, toplu sözleşme düzeninin ve grev hakkının askıya alındığı, örgütlenmenin, yürüyüşün, mitingin, eylemin imkânsızlaştırıldığı bir emek rejimi kalıcılaştırmak isteniyor. Kırılgan ve döviz bağımlısı Türkiye kapitalizminin düşük ücret üzerinden uluslararası rekabet gücünün artacağına, bir tür ‘Çin’leşmeyle’ batının ucuz emeğe dayalı ürün tedarikçisi olunabileceğine ve krizden böyle çıkılabileceğine dair hesaplar yapılıyor.”

  • MÜSİAD’IN İZOLE ÜRETİM ÜSLERİ

“istisnanın kural haline geldiği” bir döneme ve “süreklileşmiş küresel olağanüstü hal”e modern çalışma kamplarıyla hazırlamaya çalışıyor, çıkışı tam olarak burada görüyor. 

MÜSİAD, Korona salgınının “klasik üretim-ticaret ve yatırım sistemini” sorgulanır hale getirdiğini ve “salgın bitse bile bu kez olası yeni salgın ve afetler karşısında üretim ve ticaret sistemini sekteye uğratmadan sürdürülebilir bir sistemin şimdiden planlanması” gerektiğini söylüyor. “İzole Üretim Üsleri” projesinin temelini ise şu soru oluşturuyor:

“Böylesi krizler her tekrarladığında izole mi olacağız? Üretim ve tedarik zincirlerimiz her defasında böylesi hasarlara mı maruz kalacak? Üretim, tedarik ve yatırım hatlarımızı her türlü olasılığa karşın yeniden dizayn etmenin ve olasılıklar karşısında sürekli hazır olmanın zamanı gelmedi mi?”

MÜSİAD bu soruya olumlu bir yanıt veriyor ve buna hazırlandıklarını, krizi fırsata çevirmenin ellerinde olduğunu söylüyor. Buna göre Türkiye avantajlı bir coğrafyada yer alıyor, dünya ise “riskleri dağıtmanın ne kadar önemli olduğunu” ve “Çin’e bağımlılığın kriz yönetiminde tüm yumurtaları aynı sepete koymakla aynı anlama geldiğini” fark etmiş durumda. “Korona sürecinde tüm dünyanın takdirini toplayan süreç yönetimi” ve “steril ve güvenli üretim zinciri algısı” ise Türkiye’yi “dünyanın yeni tedarik noktası” haline getiriyor.

MÜSİAD, Çin’in salgından kaynaklı olarak bozulan imajının Batı pazarlarının Çin mallarına olan talebini azaltacağını, bu nedenle de Çin’le rekabet edilen ihracat kalemlerinde Türkiye’nin avantajlı hale geleceğini, özellikle gıda sektöründe bir talep artışı yaşanacağını iddia ediyor ve “Türkiye’nin Çin’e nazaran dünya tüketim algısındaki olumlu imajını bu noktada iyi değerlendirmek” gerektiğini söylüyor,  dolayısıyla MÜSİAD öncelikli hedef olarak önüne “uluslararası pazarlarda Çin’le rekabet”i koyuyor.

Yine MÜSİAD’a göre, dünya ekonomisi ulusal sınırlara doğru bir kapanma süreci içerisinde bulunuyor ve Türkiye’nin ithalatçı konumunda bulunduğu ülkelerde yaşanan kriz, üretimde kullanılan ithal girdilerin de Türkiye’de üretilmesini zorunlu kılıyor, böylelikle ithalatın aşağıya çekileceği ve üretimin “yerli ve milli” bir karaktere kavuşacağı iddia ediliyor.

  • KIŞLA DÜZENİ

Peki tüm bunlar ne anlama geliyor,  bu ne demek? Bu tam olarak sermayenin üretim maliyetleri üzerinden Çin’le rekabet eder hale gelme arzusunun bir yansıması demek. Peki “üretim maliyetlerinde rekabet” ne demek? Emek maliyetinin, yani ücretlerin olabildiğince aşağıya çekilmesi demek. Peki ücretlerin olabildiğince aşağıya çekilmesi neyi gerektiriyor? Elbette ki örgütlü olmayan, biat eden, rıza gösteren, sınıf olmaktan uzak bir işçi sınıfını!

İşte “İzole Üretim Tesisleri” tam olarak bunu hedefliyor. Dünyadan izole edilmiş mekânlarda işçilerin aileleriyle birlikte bir araya getirildikleri, salgın, doğal afet, savaş durumlarında bile, yani şartlar ne olursa olsun çarkların dönmesinin devam edeceği, işçinin sadece çalışma saatleri içerisinde makinenin bir dişlisi haline getirildiği değil, ailesiyle birlikte alışverişten ibadete uzanan bir genişlikte boş zamanının da sermaye tarafından kontrol ve gasp edildiği, bedeninin ve zihninin sermayenin mutlak hükümranlığı altına sokulduğu, kapitalist bir biyopolitik ütopya var karşımızda.

image_pdf
Bunları da beğenebilirsin

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.