ORTADOĞU Archives – HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ Mon, 26 Sep 2022 15:20:15 +0000 tr hourly 1 Siyonist İşgal Hapishanelerindeki FHKC’li Tutsaklar Açlık Grevinde https://halkin-dg.com/guncel/siyonist-isgal-hapishanelerindeki-fhkcli-tutsaklar-aclik-grevinde.html https://halkin-dg.com/guncel/siyonist-isgal-hapishanelerindeki-fhkcli-tutsaklar-aclik-grevinde.html#respond Mon, 26 Sep 2022 15:17:32 +0000 https://halkin-dg.com/?p=12050

Siyonist işgal hapishanelerindeki FHKC üyesi 30 tutsak 25 Eylül 2022 tarihinde “idari tutukluluk” hallerinin kaldırılması için açlık grevine başladı. Açlık grevi başlatan tutsakların isim listeside yayınlandı. Açlık grevi başlatan tutsakların direnişine destek için Filistin direnişinin sembol isimi olan Leyla Halid’de (ليلى خالد) açlık grevine başladığını duyurdu. FHKC genel komite üyesi Leyla Halid yazdığı bir mektupta […]

The post Siyonist İşgal Hapishanelerindeki FHKC’li Tutsaklar Açlık Grevinde appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

Siyonist işgal hapishanelerindeki FHKC üyesi 30 tutsak 25 Eylül 2022 tarihinde “idari tutukluluk” hallerinin kaldırılması için açlık grevine başladı. Açlık grevi başlatan tutsakların isim listeside yayınlandı. Açlık grevi başlatan tutsakların direnişine destek için Filistin direnişinin sembol isimi olan Leyla Halid’de (ليلى خالد) açlık grevine başladığını duyurdu.

FHKC genel komite üyesi Leyla Halid yazdığı bir mektupta “Halkımızın ve dünya halklarının özgürlük için direnen açlık grevi ballatan  tutsaklarla birlikte olduğunu vurguladı.

Leyla Halid mektubunda  “Bu cani faşist düşmana karşı direnişte en ön saflardasınız. Direnerek özgürlüğünüzü ve halkımızın özgürlüğünü kazanacağız. Şan olsun direnerek elde edeceğiniz zafere. Biz kazanacağız” mesajını iletti.

The post Siyonist İşgal Hapishanelerindeki FHKC’li Tutsaklar Açlık Grevinde appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/guncel/siyonist-isgal-hapishanelerindeki-fhkcli-tutsaklar-aclik-grevinde.html/feed 0
TCG Kemalreis Fırkateyni Hayfa limanına demirledi https://halkin-dg.com/guncel/tcg-kemalreis-firkateyni-hayfa-limanina-demirledi.html https://halkin-dg.com/guncel/tcg-kemalreis-firkateyni-hayfa-limanina-demirledi.html#respond Sun, 04 Sep 2022 12:51:14 +0000 https://halkin-dg.com/?p=12005

TCG Kemalreis (F-247) Fırkateyni 3 Eylül’de NATO devriye görevinin bir parçası olarak Hayfa Limanındaki askeri üsse demirledi. Türkiye, İsrail ve ABD donanmaları en son 1998’de Akdeniz’de ortak tatbikat düzenlemişti. Ankara ve Tel Aviv geçtiğimiz günlerde diplomatik ilişkilerinin tamamen normale döndüğünü duyurdular. “Normallaeşme” anlaşmasının bir adımı olarak  Siyonist rejim ile Faşist T.C. 1951’den sonra bir ilke […]

The post TCG Kemalreis Fırkateyni Hayfa limanına demirledi appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

TCG Kemalreis (F-247) Fırkateyni 3 Eylül’de NATO devriye görevinin bir parçası olarak Hayfa Limanındaki askeri üsse demirledi. Türkiye, İsrail ve ABD donanmaları en son 1998’de Akdeniz’de ortak tatbikat düzenlemişti.

Ankara ve Tel Aviv geçtiğimiz günlerde diplomatik ilişkilerinin tamamen normale döndüğünü duyurdular. “Normallaeşme” anlaşmasının bir adımı olarak  Siyonist rejim ile Faşist T.C. 1951’den sonra bir ilke imza atarak havacılık anlaşması imzalamıştı.

Faşist Erdoğan liderliğindeki AKP ile Siyonist rejim arasındaki diplomatik ilişkilerin tamamen normalleşmesinin ardından, TCG Kemalreis fırkateyni ABD Donanması’na bağlı Arleigh Burke sınıfı muhrip USS Forrest Sherman (DDG-98) eşliğinde işgal altındaki toprakların kuzeybatısındaki Hayfa limanına demirledi.

Türk Donanmasına ait bir savaş gemisinin siyonist varlığın işgali altındaki Hayfa limanına demirlemiş olması, siyonist varlık ile faşist T.C. devletinin işbirliğini ve ikiyüzlü Erdoğan liderliğindeki AKP hükümetinin Filistin halkına karşı açık düşmanlığını birkez daha ortaya koymaktadır.

Ankara ve Tel Aviv geçtiğimiz günlerde diplomatik ilişkilerinin tamamen normale döndüğünü duyurdular. Irkçı İsrail’in Geçici Başbakanı Yair Lapid ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, bu yılın Ağustos ayının sonunda, iki taraf arasındaki ilişkilerin normale döndüğünü ve Tel Aviv ile Ankara’nın yakında büyükelçilerini atayacaklarını resmen açıkladı.

The post TCG Kemalreis Fırkateyni Hayfa limanına demirledi appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/guncel/tcg-kemalreis-firkateyni-hayfa-limanina-demirledi.html/feed 0
لجبهة تحرير شعب تركيا : خطف افرايم الروم https://halkin-dg.com/aciklamalar/%d9%84%d8%ac%d8%a8%d9%87%d8%a9-%d8%aa%d8%ad%d8%b1%d9%8a%d8%b1-%d8%b4%d8%b9%d8%a8-%d8%aa%d8%b1%d9%83%d9%8a%d8%a7-%d8%ae%d8%b7%d9%81-%d8%a7%d9%81%d8%b1%d8%a7%d9%8a%d9%85-%d8%a7%d9%84%d8%b1%d9%88%d9%85.html https://halkin-dg.com/aciklamalar/%d9%84%d8%ac%d8%a8%d9%87%d8%a9-%d8%aa%d8%ad%d8%b1%d9%8a%d8%b1-%d8%b4%d8%b9%d8%a8-%d8%aa%d8%b1%d9%83%d9%8a%d8%a7-%d8%ae%d8%b7%d9%81-%d8%a7%d9%81%d8%b1%d8%a7%d9%8a%d9%85-%d8%a7%d9%84%d8%b1%d9%88%d9%85.html#respond Sat, 03 Sep 2022 13:07:21 +0000 https://halkin-dg.com/?p=11997

تاريخ ١٧-٥-١٩٧١ الساعة: 17:00 إلى مجلس الوزراء الأمريكنجي خلال عملية 1 أيار ، اختطفت جبهة تحرير شعب تركيا إفرايم إلروم مالقنصل العام في تركيا التابع لإسرائيل الصهيونية التي هي أداة الإمبريالية الأمريكية،و أمريكا العدو الرئيسي لشعوب الشرق الأوسط ، و إفرايم إلروم لعب دورًا مهمًا في التنظيم للحركات الصهيونية في بلادنا. لضمان حياة إفرايم إلروم […]

The post لجبهة تحرير شعب تركيا : خطف افرايم الروم appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

تاريخ ١٧-٥-١٩٧١
الساعة: 17:00

إلى مجلس الوزراء الأمريكنجي
خلال عملية 1 أيار ، اختطفت جبهة تحرير شعب تركيا إفرايم إلروم مالقنصل العام في تركيا التابع لإسرائيل الصهيونية التي هي أداة الإمبريالية الأمريكية،و أمريكا العدو الرئيسي لشعوب الشرق الأوسط ، و إفرايم إلروم لعب دورًا مهمًا في التنظيم للحركات الصهيونية في بلادنا.

لضمان حياة إفرايم إلروم ، يجب تحقيق الشروط التالية على الفور:
1. الإفراج الفوري عن جميع الثوار المسجونين (سيتم الإعلان عن المكان لاحقاً).
2 – يتم الإعلان عن النشرة رقم 1 لجبهة تحرير شعب تركيا بشكل مستمر وكامل لمدة 3 أيام في نشرات أخبار قناة TRT في الساعة 07:30 و 13:00 و 19:00 و 22:45.
3. عدم قيام الشرطة و ضابطة ذكاء الأخرى أي ملاحقة وعدم بث دعاية ضدهم حتى الموعد المحدد.

الموعد النهائي هو 3 أيام من تاريخ إصدار هذا الإنذار. إذا لم يتم تحقيق الشروط ، سيتم إعدام إفرايم إلروم مياً بالرصاص على الفور. (الفترة الزمنية: حتى 1971/5/20 الساعة 17:00).

اللجنة المركزية لجبهة تحرير شعب تركيا

The post لجبهة تحرير شعب تركيا : خطف افرايم الروم appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/aciklamalar/%d9%84%d8%ac%d8%a8%d9%87%d8%a9-%d8%aa%d8%ad%d8%b1%d9%8a%d8%b1-%d8%b4%d8%b9%d8%a8-%d8%aa%d8%b1%d9%83%d9%8a%d8%a7-%d8%ae%d8%b7%d9%81-%d8%a7%d9%81%d8%b1%d8%a7%d9%8a%d9%85-%d8%a7%d9%84%d8%b1%d9%88%d9%85.html/feed 0
مريم أبودقة: هي أختي و صديقتي ورفيقتي https://halkin-dg.com/ortadogu/%d9%85%d8%b1%d9%8a%d9%85-%d8%a3%d8%a8%d9%88%d8%af%d9%82%d8%a9-%d9%87%d9%8a-%d8%a3%d8%ae%d8%aa%d9%8a-%d9%88-%d8%b5%d8%af%d9%8a%d9%82%d8%aa%d9%8a-%d9%88%d8%b1%d9%81%d9%8a%d9%82%d8%aa%d9%8a.html https://halkin-dg.com/ortadogu/%d9%85%d8%b1%d9%8a%d9%85-%d8%a3%d8%a8%d9%88%d8%af%d9%82%d8%a9-%d9%87%d9%8a-%d8%a3%d8%ae%d8%aa%d9%8a-%d9%88-%d8%b5%d8%af%d9%8a%d9%82%d8%aa%d9%8a-%d9%88%d8%b1%d9%81%d9%8a%d9%82%d8%aa%d9%8a.html#respond Tue, 30 Aug 2022 22:09:43 +0000 https://halkin-dg.com/?p=11994

ايها الرفاق!  لقد تلقيت نبأ وفاة رفيقتي الثورية الأممية بتول بحزن عميق. كانت تحوم الطائرات فوق سماء غزة منذ البارحة ولقد شعرت بأنه   سيحدث شيئاَ سيئاَ. لما فتحت محمولي رأيت تلك الرسالة المؤلمة. هي كانت اختي وصديقتي ورفيقتي. لكن لن نستسلم أبداً لملائكة الموت ولن نقبل بأنها غادرت من عندنا. لقد تفتحت قرنفلتي الحمراء بتول […]

The post مريم أبودقة: هي أختي و صديقتي ورفيقتي appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

ايها الرفاق!

 لقد تلقيت نبأ وفاة رفيقتي الثورية الأممية بتول بحزن عميق. كانت تحوم الطائرات فوق سماء غزة منذ البارحة ولقد شعرت بأنه   سيحدث شيئاَ سيئاَ. لما فتحت محمولي رأيت تلك الرسالة المؤلمة. هي كانت اختي وصديقتي ورفيقتي.

لكن لن نستسلم أبداً لملائكة الموت ولن نقبل بأنها غادرت من عندنا. لقد تفتحت قرنفلتي الحمراء بتول ضمن نضال الاممي. لم تناضل فقط لأجل شعبها، بل من أجل جميع الشعوب. ونحن نعلم بأن الشهداء أحياء لا يموتون. بأفكارهم يضيؤون دربنا.

أنا وجبهتي وشعبي لن ننسى بأن بتول ستكون معنا دائماَ. سيكتب اسمها بحروف من ذهب في قائمة شهداء الثورة. صغيرتي، طفلتي التي عملت بجد. نتعهد بأننا سنكون على دربك…

لا أستطيع أن أكتب شيئاً سوى حزني. أنا معك وأنتِ معنا. ستكونين أغنية وطنية من لغة الى أخرى عبر العصور. باسمي وباسم اللجنة المركزية  للجبهة الشعبية لتحرير فلسطين وباسم جميع الكوادر والجبهة والشعب الفلسطيني نعرب عن احترامناللرفيقة بتول!

عضو المكتب السياسي للجبهة الشعبية لتحرير فلسطين

مريم أبو دقة

أيار2006

The post مريم أبودقة: هي أختي و صديقتي ورفيقتي appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/ortadogu/%d9%85%d8%b1%d9%8a%d9%85-%d8%a3%d8%a8%d9%88%d8%af%d9%82%d8%a9-%d9%87%d9%8a-%d8%a3%d8%ae%d8%aa%d9%8a-%d9%88-%d8%b5%d8%af%d9%8a%d9%82%d8%aa%d9%8a-%d9%88%d8%b1%d9%81%d9%8a%d9%82%d8%aa%d9%8a.html/feed 0
Ebu Ali Mustafa: “Biz direnmek için buradayız, uzlaşmak için değil.” https://halkin-dg.com/guncel/ebu-ali-mustafa-biz-direnmek-icin-buradayiz-uzlasmak-icin-degil.html https://halkin-dg.com/guncel/ebu-ali-mustafa-biz-direnmek-icin-buradayiz-uzlasmak-icin-degil.html#respond Thu, 25 Aug 2022 22:09:08 +0000 https://halkin-dg.com/?p=11984

“Biz direnmek için buradayız, uzlaşmak için değil.” [Ebu Ali Mustafa/1938-2001] Ebu Ali Mustafa Filistinli bir lider, bir şehid ve Filistin devriminin tüm aşamalarında muhafaza edilen azim ve ısrarın sembolüdür. 27 Ağustos 2001’de ABD’nin imal edip işgal ordusunun ellerine teslim ettiği bir helikopterden fırlatılan iki füze ile şehid edildi. Ebu Ali Mustafa’nın bir devrimci olarak hayatı […]

The post Ebu Ali Mustafa: “Biz direnmek için buradayız, uzlaşmak için değil.” appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

“Biz direnmek için buradayız, uzlaşmak için değil.”

[Ebu Ali Mustafa/1938-2001]

Ebu Ali Mustafa Filistinli bir lider, bir şehid ve Filistin devriminin tüm aşamalarında muhafaza edilen azim ve ısrarın sembolüdür. 27 Ağustos 2001’de ABD’nin imal edip işgal ordusunun ellerine teslim ettiği bir helikopterden fırlatılan iki füze ile şehid edildi. Ebu Ali Mustafa’nın bir devrimci olarak hayatı El-Aksa İntifadası’nın orta yerinde sona ermiştir.

Ancak onun mirası ve kurduğu okul bugün hâlâ yaşamaktadır. Lübnan’daki Filistinli mülteci kamplarında düzenlenen Ebu Ali Mustafa futbol turnuvasından Cenin yakında bulunan ve kendisinin de memleketi olan Arraba’daki Ebu Ali Mustafa ilkokuluna ve oradan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi silâhlı kanadına (Şehid Ebu Ali Mustafa Tugayları) kadar birçok yerde ismi hâlâ capcanlıdır ve o, devrimci bir dava uğruna ölenlerin halkının hayatı dâhilinde ölümsüz olduğunun açık bir delilidir.

Bir Filistinli devrimci olarak Ebu Ali Mustafa’nın geride bıraktığı miras sadece isminden ibaret de değildir. O bir savaşçı, stratejist, mücadeleci ve FHKC’nin genel sekreteridir. Peki o neyi temsil etmektedir? Adaletsizlik ve zulüm karşısında sürdürülen uzlaşmaz mücadeleyi. Açık, devrimci ve enternasyonalist bir vizyonu. Emperyalizme ve siyonizme karşı devrimci çizgiyi temsil eden Filistin halkının öncüsü idi.

Ebu Ali Mustafa, Filistin halkının ulusal ve toplumsal kurtuluşunu devrim ve sosyalizm temelinde iç içe ve kesintisiz bir mücadele süreci olarak değerlendiren, ırkçı ve işgalci varlık tarafından yurtlarından edilen Filistinli mültecilerin geri dönüş hakkını tavizsiz savunan. Kurtuluş için silahlı mücadeleyi merkeze alan, özgür Filistin için savaşan bir  liderdi.

Mücadele içerisindeki insanlara ilham vermeye devam eden bu çizgi üzerinden o insanlar yürüyüşlerde Ebu Ali Mustafa’nın resimlerini taşımaktadırlar. Onların yükselttiği, sadece Ebu Ali Mustafa’nın resimleri değil, onun çizgisi ve hedefidir. Bizim de paylaştığımız bu çizgi devrim ve sosyalizmdir. Ortadoğu devrim cephesidir.

  • BİRÇOK GÖREVDE BULUNDU

Ebu Ali Mustafa kod adıyla bilinen Mustafa Sabri, 19 yaşında George Habbaş‘ın Arap Ulusal Hareketi’ne (AUH) katıldı. Ürdün’de defalarca hapis yattı. 1967’de, Habbaş ile birlikte Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ni (FHKC) kurdu. Temmuz 2000’de, FHKC Genel Sekreterliği’ne seçildi. O tarihe dek; ırkçı varlığın  işgali altındaki bölgelere gerilla sevkıyatı, FHKC’nin yeraltı yapısını oluşturmak, Batı Şeria’daki FHKC sorumluluğunu üstlenmek ve FHKC askeri kuvvetlerinin komutanlığını yapmak gibi bir dizi görevde bulundu.

Ebu Ali Mustafa, Filistin Halk Kurtuluş Cephesi FHKC’nin kurucu liderindendi. Ebu Ali Mustafa, siyonist düşman tarafından helikopterden fırlatılan iki füze ile 27 Ağustos 2001 yılında FHKC bürosunda şehit edildi. FHKC misilleme olarak işgalci varlığın turizm bakanı ırkçı Zeevi’yi ölümle cezalandırdı.

The post Ebu Ali Mustafa: “Biz direnmek için buradayız, uzlaşmak için değil.” appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/guncel/ebu-ali-mustafa-biz-direnmek-icin-buradayiz-uzlasmak-icin-degil.html/feed 0
HATIRLA VE ASLA UNUTMA! DEVRİMCİLERİN DAVASI FİLİSTİN https://halkin-dg.com/guncel/hatirla-ve-asla-unutma-devrimcilerin-davasi-filistin.html https://halkin-dg.com/guncel/hatirla-ve-asla-unutma-devrimcilerin-davasi-filistin.html#respond Mon, 08 Aug 2022 19:53:03 +0000 https://halkin-dg.com/?p=11979

Siyonist rejim, Cuma günü (5 Ağustos) Gazze Şeridi’ne karşı “Şafak” adlı bir operasyon başlattı ve Gazze şehrinin merkezinde yer alan Filistin Kulesi’ndeki bir konutu hedef alarak düzenlediği saldırıda, İslami Cihad hareketinin askeri kanadı Kudüs Tugayları’nın komutanı Teysir el Caberi hayatını kaybetti. Filistin direniş hareketleri  Siyonist rejime karşı savaşı yönetmek için Filistin direniş grupları (Kassam Tugayları, […]

The post HATIRLA VE ASLA UNUTMA! DEVRİMCİLERİN DAVASI FİLİSTİN appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

Siyonist rejim, Cuma günü (5 Ağustos) Gazze Şeridi’ne karşı “Şafak” adlı bir operasyon başlattı ve Gazze şehrinin merkezinde yer alan Filistin Kulesi’ndeki bir konutu hedef alarak düzenlediği saldırıda, İslami Cihad hareketinin askeri kanadı Kudüs Tugayları’nın komutanı Teysir el Caberi hayatını kaybetti.

Filistin direniş hareketleri  Siyonist rejime karşı savaşı yönetmek için Filistin direniş grupları (Kassam Tugayları,  Ebu Ali Mustafa Tugayları, Kudüs Tugayları, El Aksa Şehitleri Tugayları) arasında “Meydanların  Birliği” başlığı altında koordinasyon ve işbirliğinin varlığını duyurdu.

Filistin direnişi, Siyonist varlığın kalleş planına karşı ırkçı rejim’in merkezlerini, limanlarını, yerleşim yerlerini, mahallerini havan ve roket (Füze) yağmuruna tuttu. Sokaklar ve yollar silahlı direnişin inisiyafi ile kımıldayamaz hale getirildi. Bu kalleş Siyonist plan ve bu planın ikiyüzlü ortaklarının (Faşist AKP ve himaye ettiği HAMAS) hevesleri kursaklarında kaldı, deşifre oldu. Böylece Filistin halkının ve direniş örgütlerinin birliği elde ettiği askeri-teknik kapasite ve siyasi tecrübe ile Siyonist planı boşa düşürdü.

Elbette Anglo-siyonist düşmanın ve işbirlikçilerinin bu kalleşçe plan ve oyunları ilk değil sonda olmayacaktır. Ancak şu da bir gerçek; meşru, haklı ve örgütlü direniş her daim kazanacak. Ve tarihi hep direnenler yazacak.

Bu vesile ile ibretlik bir kayıtsızlığı da şahit olduk. Filistin davası Türkiye’de sol ve devrimci hareketin haklı olarak gururla sahiplendiği ve her fırsatta Filistin davasının devrimcilerin davası olduğu gerçeğini hatırlaması ve hatırlatmasıdır. Ama maalesef İslami hareketler gerekçe gösterilerek bir halkın saldırgana karşı meşru ve haklı davasına yüz çevrilmiştir ve görmezden gelinmiştir. Yazık.

Hatırla ve asla unutma! Filistin davası oligarşik dikta rejiminin gelmiş geçmiş ikiyüzlü “sağ-sol” hükümetlerinin değil, Mahir ÇAYAN’ın THKP-C’nin, Deniz GEZMİŞ’in THKO’nun davasıdır. Sömürge ve işgal altında olan orta doğu halklarının davasıdır.  Emperyalizme karşı direnen bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen halklarının davasıdır.

Filistin davası THKP-C düşüncesi temelinde şekillenen anti-emperyalist, anti-siyonist Parti-Cephe örgütü MLSPB’nin davasıdır.

Kahrolsun Siyonizm!

Katil İsrail Elrom’u Unutma!

Yaşasın Ortadoğu Devrim Cephesi!

Emperyalizm Yenilecek Direnen Halklar Kazanacak!

08/08/2022

 -Arda Yumurtacı-

The post HATIRLA VE ASLA UNUTMA! DEVRİMCİLERİN DAVASI FİLİSTİN appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/guncel/hatirla-ve-asla-unutma-devrimcilerin-davasi-filistin.html/feed 0
Avusturya’da, Anti-Emperyalist Anti-Faşist Dünya Gençlik Konferansı https://halkin-dg.com/guncel/avusturyada-anti-emperyalist-anti-fasist-dunya-genclik-konferansi.html https://halkin-dg.com/guncel/avusturyada-anti-emperyalist-anti-fasist-dunya-genclik-konferansi.html#respond Tue, 02 Aug 2022 14:02:27 +0000 https://halkin-dg.com/?p=11976

 29 Temmuz, 7 Ağustos tarihleri arasında Avusturya’da düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından sol, devrimci ve sosyalist gençlik örgütlerinin geniş katılımıyla düzenlenen Anti-Emperyalist Anti-Faşist Dünya Gençlik Konferansı başladı. Anti-Emperyalist, Anti-Faşist Dünya Gençlik Konferansına Gazze Şeridi’nden Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nden bir gençlik heyetide katıldı. Açılış oturumunda konferans, programı ve Konferansın çalışmaları ve katılımcılar hakkında bilgilendirme yapıldı. Konferansın […]

The post Avusturya’da, Anti-Emperyalist Anti-Faşist Dünya Gençlik Konferansı appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

 29 Temmuz, 7 Ağustos tarihleri arasında Avusturya’da düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından sol, devrimci ve sosyalist gençlik örgütlerinin geniş katılımıyla düzenlenen Anti-Emperyalist Anti-Faşist Dünya Gençlik Konferansı başladı.

Anti-Emperyalist, Anti-Faşist Dünya Gençlik Konferansına Gazze Şeridi’nden Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nden bir gençlik heyetide katıldı. Açılış oturumunda konferans, programı ve Konferansın çalışmaları ve katılımcılar hakkında bilgilendirme yapıldı.

Konferansın başında her örgüt bu Konferansa misyonunu sunmuş ve emperyalizm, faşizm, Siyonizm ve her türlü sömürgecilik ve kapitalist sömürü karşısında halkların özgürlüğünün çok daha güçlü desteklenmesi ve savunulması vurgulamıştır.

FHKC gençlik örgütü adına katılan heyet, konferans alanında Filistin ve FHKC bayrakları, Filistin  Direnişini destekleyen sloganlarla karşılandı. Heyet, Filistin meselesi hakkında konuşmak için konferansın bir parçası olarak özel bir oturum düzenledi.Filistin halkının mücadelesinin destekleklenmesini konferansı örgütleyen gençlik örgütlerinin gazete, sosyal medya ve haber sitelerinde küresel emperyalizmin desteklediği Siyonist işgal karşısında Filistin halkının kararlılığını desteklemek ve güçlendirmek, yerinden edilmiş, Filistinlilerin geri dönüş hakkını savunmak, Filistin halkı ile dayanışma içinde tüm uluslararası güçleri seferber etmek konferansın vurguladığı konular olmuştur.

Konferansın oturum aralarında Gençlik Cephesi heyeti, konferansa katılan çeşitli ilerici gençlik örgütleri ve güçleriyle ikili ve grup görüşmeleri gerçekleştirmiş, bu görüşmelerde tartışılan tüm konular ele alınmış, işgal altındaki Filistin halkının koşulları anlatılmış, Batı ve ABD destekli siyonist işgale karşı Filistin halkının meşru ve haklı mücadesi anlatılmış ve daha güçlü desteklenmesi vurgusu yapılmıştır.

Kaynak: Hedef Kapısı

The post Avusturya’da, Anti-Emperyalist Anti-Faşist Dünya Gençlik Konferansı appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/guncel/avusturyada-anti-emperyalist-anti-fasist-dunya-genclik-konferansi.html/feed 0
Sadr Hareketi: Irak Zaho’daki saldırıyı kınamanın ötesinde adım atmalı https://halkin-dg.com/guncel/sadr-hareketi-irak-zahodaki-saldiriyi-kinamanin-otesinde-adim-atmali.html https://halkin-dg.com/guncel/sadr-hareketi-irak-zahodaki-saldiriyi-kinamanin-otesinde-adim-atmali.html#respond Thu, 21 Jul 2022 12:57:07 +0000 https://halkin-dg.com/?p=11954

Türkiye’nin Irak Kürdistan’ında gerçekleştirdiği, 9 sivilin hayatını kaybettiği 30 dan fazla kişinin yaralandığı katliamın ardından Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Zaho’daki saldırı sonucu gerçekleştirilen katliama ilişkin açıklama yaptı. Mukteda es-Sadr, Irak’ın Zaho’daki saldırıyı kınamanın ötesinde adım atmasını istedi. Irak’ın karşılık vermeyeceğini düşünerek saldırılarını artırdığını kaydeden Sadr, “Türkiye’nin kibri iyice arttı”  ve Irak’ın Türkiye’ye yönelik atması […]

The post Sadr Hareketi: Irak Zaho’daki saldırıyı kınamanın ötesinde adım atmalı appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

Türkiye’nin Irak Kürdistan’ında gerçekleştirdiği, 9 sivilin hayatını kaybettiği 30 dan fazla kişinin yaralandığı katliamın ardından Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Zaho’daki saldırı sonucu gerçekleştirilen katliama ilişkin açıklama yaptı.

Mukteda es-Sadr, Irak’ın Zaho’daki saldırıyı kınamanın ötesinde adım atmasını istedi. Irak’ın karşılık vermeyeceğini düşünerek saldırılarını artırdığını kaydeden Sadr, “Türkiye’nin kibri iyice arttı”  ve Irak’ın Türkiye’ye yönelik atması gereken adımları şöyle sıraladı:

-Türkiye ile diplomatik temsili azaltmak

-Irak ile Türkiye arasındaki uçuşları askıya alıp, sınır kapılarını kapatmak

-Hızlı bir şekilde Birleşmiş Milletler’e resmi şikayette bulunmak

-Türkiye ile güvenlik anlaşmasını askıya almak

Sadr, Türkiye’nin Bağdat ile koordinasyon içerisinde hareket edeceğine dair taahhüt vermediği sürece bu şartların uygulanması gerektiğini söyledi.

***

Bölgede incelemelerde bulunanIrak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin bombardımanın Türkiye tarafından yapıldığını belirterek, “Türkiye, Irak’taki askeri operasyonlarını durdurmalı, Irak halkından özür dilemeli, şehit ve yaralıların ailelerine tazminat ödemelidir” dedi.

HDP de bombardımana dair “ikinci Roboski katliamı” ifadelerini kullanarak TBMM’yi olağanüstü toplamaya çağırdı.

The post Sadr Hareketi: Irak Zaho’daki saldırıyı kınamanın ötesinde adım atmalı appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/guncel/sadr-hareketi-irak-zahodaki-saldiriyi-kinamanin-otesinde-adim-atmali.html/feed 0
Hamanei Erdoğan’ı Uyardı: Suriye’ye saldırı Türkiye’nin zararına olur https://halkin-dg.com/guncel/hamanei-erdogani-uyardi-suriyeye-saldiri-turkiyenin-zararina-olur.html https://halkin-dg.com/guncel/hamanei-erdogani-uyardi-suriyeye-saldiri-turkiyenin-zararina-olur.html#respond Tue, 19 Jul 2022 15:11:20 +0000 https://halkin-dg.com/?p=11949

Rusya, İran ve Türkiye’nin Tahran’da yapacağı üçlü zirveye, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Miktad’ta katılıyor. Zirve öncesi Seyyid Ali Hamanei “Suriye’nin kuzeyinde yapılacak herhangi bir askeri saldırı kesinlikle Türkiye’ye ve Suriye ile tüm bölgenin zararına olacak ve teröristlere katkı sağlayacaktır. Aynı zamanda Suriye hükümetinden beklenen siyasi süreç de gerçekleşmeyecek. İran, Türkiye, Suriye ve Rusya bu sorunu […]

The post Hamanei Erdoğan’ı Uyardı: Suriye’ye saldırı Türkiye’nin zararına olur appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>

Rusya, İran ve Türkiye’nin Tahran’da yapacağı üçlü zirveye, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Miktad’ta katılıyor.

Zirve öncesi Seyyid Ali Hamanei “Suriye’nin kuzeyinde yapılacak herhangi bir askeri saldırı kesinlikle Türkiye’ye ve Suriye ile tüm bölgenin zararına olacak ve teröristlere katkı sağlayacaktır. Aynı zamanda Suriye hükümetinden beklenen siyasi süreç de gerçekleşmeyecek. İran, Türkiye, Suriye ve Rusya bu sorunu diyalog yoluyla sonlandırmalıdır.” ifadelerinde bulundu.

Hamanei, Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyeti kabul etti. Hamanei görüşmede, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliği ile ticaret hacminin mevcut kapasitelerin çok altında olduğunu dile getirerek, “Bu sorun cumhurbaşkanları arasındaki müzakerelerde çözülmeli.” dedi.

Hamanei, “Bölgedeki nifak ve düşmanlığın ana sebeplerinden biri ABD’nin işgalci Siyonist Rejim’e destek vermesidir. Bazı devletlerin Siyonist Rejim’le normalleşmesine rağmen, milletler bu gaspçı rejime şiddetle karşı çıkıyorlar. Bugün ne Siyonist Rejim, ne ABD ve ne de başkaları Filistinlilerin büyük hareketini durduramayacak ve sonuç Filistin halkının lehine olacaktır.” değerlendirmesinde bulundu.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün çok önemli olduğunu anlatan Hamanei, kuzey Suriye’de yapılacak olası askeri harekat hakkında, şunları kaydetti:

“Suriye’nin kuzeyinde yapılacak herhangi bir askeri saldırı kesinlikle Türkiye’ye ve Suriye ile tüm bölgenin zararına olacak ve teröristlere katkı sağlayacaktır. Aynı zamanda Suriye hükümetinden beklenen siyasi süreç de gerçekleşmeyecek.”

Hamanei, Erdoğan’ın terör örgütleriyle mücadelede ortak işbirliği teklifine, “Terörle mücadelede sizinle mutlaka işbirliği yapacağız.” yanıtını verdi.

Hamanei, Erdoğan’a “Türkiye’nin güvenliğini kendi güvenliğimiz olarak görüyoruz. Sizler de Suriye’nin güvenliğini kendi güvenliğiniz olarak görmelisiniz. Suriye sorunu müzakere yoluyla çözülmeli. İran, Türkiye, Suriye ve Rusya bu sorunu diyalog yoluyla sonlandırmalıdır.” ifadelerinde bulundu.

Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’a geri verilmesinden duyduğu memnuniyeti de dile getiren Hamanei, “Tabii ki İran-Ermenistan sınırını engelleme politikası gündemde olursa İran İslam Cumhuriyeti buna karşı çıkacaktır, çünkü bu sınır binlerce yıllık bir iletişim yoludur.” diye konuştu.

Hamanei, İran ile Türkiye arasındaki tüm bölgesel meselelerde işbirliğinin artırılmasının faydalı ve gerekli olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Biz her zaman iç meselelerde ve Türkiye’ye dış müdahale konusunda  Ankara hükümetini savunduk ve sizin de söylediğiniz gibi zor zamanlarda birbirimizin dostuyuz ve Türkiye’nin Müslüman milleti için dua ediyoruz.”

Erdoğan,  “Türkiye, İran’a yönelik zulüm karşısında hiçbir zaman sessiz kalmadı, iki ülkenin kardeşliği her alanda yaygınlaştırılmalıdır.” dedi.

İran’a yönelik tek taraflı yaptırımlara her zaman karşı çıktıklarını anlatan Erdoğan, “İran’ın nükleer anlaşmadaki meşru beklentilerini destekliyoruz ve Türk şirketlerini İran’a yatırım yapmaya teşvik ediyoruz.” ifadesini kullandı.

Erdoğan, Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda Türkiye’nin tutumunun net olduğunu belirterek, “Suriye hükümetinden siyasi süreç başlatmasını bekliyoruz. Astana Zirvesi’nde Suriye meselesi gündemde ve olumlu sonuçlar almayı umuyoruz.” şeklinde konuştu.

The post Hamanei Erdoğan’ı Uyardı: Suriye’ye saldırı Türkiye’nin zararına olur appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/guncel/hamanei-erdogani-uyardi-suriyeye-saldiri-turkiyenin-zararina-olur.html/feed 0
Suat Parlar: Sivas’tan 35’lere https://halkin-dg.com/guncel/suat-parlar-sivastan-35lere.html https://halkin-dg.com/guncel/suat-parlar-sivastan-35lere.html#respond Sat, 02 Jul 2022 19:33:32 +0000 https://halkin-dg.com/?p=11912

BİR KOMPLO TEORİSİ: SİVAS'TAN 35'LERE - SUAT PARLAR Komplo Teorisi Karşıtlarının Komploculuğu 1991 yılından itibaren Türkiye sermaye sınıfı, ülkeyi jeo-politik “ihraç metası” haline getirerek, pazara sürme noktasında bir aşama kaydetmiştir. Bu tarihten sonra kanlı ilmekler, komplolar, suikastler, komşu ülkelerde darbeler birbirini takip etmiştir. Bu süreç içerisinde “düşük yoğunluklu” çatışma adı verilen veya “alan tutma stratejisi” […]

The post Suat Parlar: Sivas’tan 35’lere appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
BİR KOMPLO TEORİSİ: SİVAS'TAN 35'LERE - SUAT PARLAR 

Komplo Teorisi Karşıtlarının Komploculuğu

1991 yılından itibaren Türkiye sermaye sınıfı, ülkeyi jeo-politik “ihraç metası” haline getirerek, pazara sürme noktasında bir aşama kaydetmiştir. Bu tarihten sonra kanlı ilmekler, komplolar, suikastler, komşu ülkelerde darbeler birbirini takip etmiştir. Bu süreç içerisinde “düşük yoğunluklu” çatışma adı verilen veya “alan tutma stratejisi” başlıklı bir plan bölgede uygulamaya konulmuş, bunun yansımaları tüm Türkiye’de kendisini göstermiştir. Fakat, kanlı komplo yumaklarının görselliği içerisinde esas halkalar hep gözden kaçırılmıştır.

Temel meselenin Avrasya eksenli olarak; petrol, su, doğalgaz başta olmak üzere muazzam ölçekteki hammadde kaynaklarıyla bağlantısı üzerinde durulmadan, bu kanlı görsellikle yetinme, “komplo teorileri” adı verilen kapsam içerisinde yeni bir bilgi türünü ortaya çıkarmıştır. Bu bilgi türü, yer yer yararlı ipuçlarını içerecek tarzda, söz konusu temellere inme olanağını da veren bağlamlara sahiptir. Zaten insanları “komplo teorisi” yapmakla suçlayanların kendilerinin de bir komplonun parçası olduklarını düşündürtecek yeterli veriler fazlasıyla mevcuttur. Bu komplo ipuçlarından yola çıkarak, 35’lerin “stratejik bombardıman”la öldürülmelerine kadar uzanan süreçte bir takım uğraklara dikkati çekmek istiyorum.

Petro – Politiğe Dayalı Kan Borsası

27 Mart 1993, Cumhuriyet Gazetesi manşetten bir haber veriyor : “Petrole Yeni Körfez: Ceyhan” başlığı atılıyor…

“Eğer Ceyhan projesi gerçekleşebilirse, Türkiye’nin konumu da değişecek. Çünkü, gezegenimizde petrol coğrafyası yeniden oluşuyor. Belki de ulusal sınırlardan daha önemli bir harita çiziyor.”

Ulusalcı, bağımsızlıkçı Cumhuriyet Gazetesi, bu haberi yorumsuz bir heyecan içerisinde verirken, özünde yorumunu da yapmış oluyor. Ulusal sınırların ilgâ edileceğinden söz ediyor. Ama, Ceyhan projesinin heyecanını da satırlarında duyumsatıyor. Türkiye’nin stratejik önemi konusunda anlaşmış olan yönetici seçkinler, bunların ideolojik uzantıları ve bunların çıkarlarını savundukları sermaye sınıfı açısından jeo-politik ve jeo-stratejik önem, Türkiye’nin varlığının güvencesini oluşturuyor.

Petrol coğrafyasında Türkiye’nin yeri, daha sonraki kanlı komplo yumaklarıyla iyice açılıyor. Ortaya, bu siyasi coğrafyanın gördüğü, göreceği en kanlı sahneler saçılıyor. Eğer, bu bağlamda kronolojik bir dizgeye sabit kalmadan meseleyi irdeleyecek olursak: 1995 yılı itibariyle, Öcalan; petrol ve suyun “Kürt sorunuyla iç içe geçtiğini” belirtiyor ve bunun sadece “Ortadoğu’nun değil dünyanın başlıca sorunu” olduğunu bir yabancı gazeteciye açıklıyor. Bunları Novaya Vremya muhabiri olan Makarenko Vadim’e açıklıyor. Açıklık bununla kalmıyor, daha sonra Alman televizyon kanalı ARD ile bir görüşme yapıyor. Bu görüşmede, önceki görüşme gibi yine 1995 yılı içerisinde gerçekleşiyor. Bu görüşmesinde de petrol ve su yollarına dikkat çekiyor, bu hatları açmak isteyen Dünya Bankası gibi kurumları uyarıyor. “Bizim otoritemizi dikkate almak zorundasınız” diyor. “Petrol meselesinin tek taraflı bir çözümü söz konusu değildir, dolayısıyla bizimle de görüşeceksiniz” şeklinde bir beyanat veriyor.

O beyanat aynı zamanda müthiş bir açıklığa da işaret ediyor. Ortadoğu’nun kör düğümü olarak elbette “Kürt meselesi”nden söz ediyor ve bu meselenin odağına da aynen Sivas ve Sivas kavşağını yerleştiriyor. Bu kavşakta teslim alınan bir takım gelişmelerden söz ediyor ve bu kavşak vurgusunu siyasal, kültürel bir çerçeveye oturtuyor. Ama “ petrol ve su” vurgusuyla. Bunlar son derece önemli vurgular.

Sivas – Samsun Hattında Petrol Savaşları

Sivas olaylarını araştırmakla ilgili Meclis araştırma komisyonu, PKK’nın, Sivas’tan Samsun’a yol açmak için, Sivas’a yerleşme amacına karşı bir tertipten söz ediyor. Tüm olgular ve gelişmeler Hizbul-Kontra’yı işaret ediyordu. Hizbul – Kontra’nın bir ucunda Gladio, diğer ucunda ise İsrail isthbaratının etkinliği daha sonra iyice netleşecekti. (Örneğin; İsrail’den alınan kayıp silahlar Hizbul – Kontra tarafından kullanılıyordu.) 2 Temmuz 1993’ün ertesinde, bütün gazete manşetlerinde bildik bir takım ifadeler yer alırken, bir halkanın bilyesi eksik bırakılıyor. Bu da tahrikin başlangıç bölümü. Anlatımlardan varılan sonuca göre; Cuma namazından çıkanları, kendi tahrik odağına çekmek isteyen 8-10 kişilik grup ile akşama doğru oteli ateşe verecek 8-10 kişilik güruh ayrı ayrı kişilerden oluşuyordu. Planlı olarak cami avlusuna gelen ilk grup ile bu tahriki harekete geçirilmiş yığının içinden devralarak oteli ateşe verecek grup birbirinden ayrıydı.

Olayın çeşitli detayları var ama, bu detay son derece önemli. Eylemin organize niteliğine işaret ediyor. Fakat, esas mesele, Sivas-Samsun hattının, petro-politiğin düğüm noktası haline gelmesidir. Sivas Katliamı’nın, Petro-politiğin düğümlendiği bir alan olma niteliği ele alınmadan, bu temele oturtulmadan anlaşılması ve bu noktada yeterince bir bilinç oluşmadan benzeri kanlı olayların tekrar etmesi elbette önlenemez.

Temmuz 1992’de, Banaz’da yapılan Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nde konuşan Sivas valisi “bu şenliklerin gelecek yıl Sivas ili genelinde, sonraki yıllarda Türkiye genelinde gerçekleştirileceği”ni söyledi. Valinin bu açıklamasından çok kısa bir süre sonra, Cumhuriyet Gazetesi “Türkiye Boru Hattı Köprüsü” başlığını taşıyan bir haber yayınladı. Bu haberde, Asya ve Ortadoğu’nun petrol ve doğalgazının Avrupa’ya naklinde kilit ülke olarak nitelendirilen Türkiye’ye dair şunlar söyleniyordu :

“Coğrafyadan kaynaklanan konumu ve güvenliği, Türkiye’yi, Asya ve Ortadoğu petrol ve doğalgazını Avrupa’ya nakledecek boru hatları konusunda vazgeçilmez kilit ülke durumuna getiriyor.”

Bütün bunlar Cumhuriyet Gazetesi’nde bir ülkenin boru hatlarına ev sahipliği yapmasının, onun bağımsızlığın kırıntısına dâhi sahip olamayacağı, tümüyle ulus ötesi şirketlerin hukukunun geçerli olacağı bir ülke haline geleceği konusundaki açıklıkla birarada ele alınmıyor.

Sivas-Samsun hattı, petrol coğrafyasının orta yerine yerleşik bir hat konumundadır. Bu katliamın, petro-politik bağlam dışında ele alınması, tekrarını garantileyecek niteliktedir.

Kanlı Konsorsiyum

Tarihi anımsamaya devam edelim, 9 Mart 1993:

Türk Hükümeti Azerbaycan Devlet Başkanı Elçibey yönetimiyle, Bakü-Ceyhan ham petrol ihraç boru hattının anlaşmasını imzaladı. Bu hattın güvenliği konusunda ilginç gelişmeler yaşandı. Bu imzadan kısa bir süre sonra 17 Mart 1993 tarihinde 1neredeyse 1 hafta sonra) PKK lideri Abdullah Öcalan, Bekaa Vadisi Bar Elias’ta düzenlediği basın toplantısı ile 20 Mart-15 Nisan arasında 25 günlük tek taraflı ve hiç beklenmeyen bir ateşkes ilân etti. Daha sonra 16 Nisan’da yaptığı ikinci basın toplantısı ile bunu süresiz ateşkese dönüştürdü. Bu gelişmeler üstüste gelince, Turgut Özal’a “21. yüzyılın Türklerin Yüzyılı olacağı” konusunda bir beyanat verme imkânı ortaya çıktı. 9 Mart 1993 tarihli anlaşmayı takiben, 17 Nisan 1993’te Özal öldü.

Ardından 25 Mayıs 1993’te, Bingöl – Elazığ karayolunu kesen PKK, 33 asker ve 4 yurttaşı öldürdü. Ateşkes böylece bozuldu. Bu gelişme üzerine, petrol konsorsiyumunun, boru hattının geçeceği bölgeye gönderdiği teknik heyet çalışmalarını yarıda bıraktı. Hattın güvenliği tartışılır hale geldi. Ne ilginçtir, bundan sonra Haziran 1993’te petrol anlaşmasını Azerbaycan adına imzalayan Elçibey, Albay Suret Hüseynov tarafından gerçekleştirilen bir darbeyle devrildi. 29 Ağustos’ta da, Haydar Aliyev devlet başkanlığına getirildi. Bu tarihten sonra, Azeri petrolleri konsorsiyumu, Rusya’ya yanaştı. Tabi bu konsorsiyum içerisinde dünyanın en büyük petrol şirketleri vardı.

Ekonomi Politiğin Darbesi: Boru Hatlarından Kan Akıyor

14 Ekim 1993 tarihine gelindiğinde ise; Başbakan Tansu Çiller meseleyi görüşmek üzere dünyanın en büyük petrol şirketi olan Chevron’la masaya oturdu. Çiller – Chevron görüşmeleri sürerken, Öcalan bir demeç verdi ve Özgür Gündem’de bu demeç yayınlandı:

“Bakü-Ceyhan petrol hattına izin vermeyeceğiz. Bizimle anlaşma olmadan petrol hatları döşenemez. Döşense de işletilemez.”

Süreci kısaca özetlersek; bir kaç ay içerisine iki büyük katliam, bir devlet başkanının şüpheli ölümü, bir devlet başkanının darbeyle devrilmesi, bir yenisinin iş başına getirilmesi olguları sıkışıyor. Bunu bir parantez olarak kabul edelim ve devam edelim.

Bunlar olurken PKK hiç beklenmedik bir biçimde, 5 Kasım’da Almanya’da, 18 Kasım’da Fransa’da yasaklandı. Alman ve Fransız polisi tarafından Kürt derneklerine operasyonlar düzenlendi. Petrol tekelleri ve bunlardan ayrı olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan ABD ve Avrupalı hükümet yönetimleri, PKK üzerindeki baskıyı yoğunlaştırarak Türkiye’yi rahatlatmak istediler. Burada halen daha çözülmesi gereken problem olduğu gayet açık. Çünkü Türkiye PKK’yı bu odaklara karşı bir tehdit olarak kullanıyordu ve dönemin dışişleri bakanı, daha sonra NATO’nun Afganistan’daki valisi Hikmet Çetin; “Bakü-Ceyhan hattı terörden ve diğer nedenlerden dolayı olamayacak” sözleriyle son derece garip bir açıklama yapıyordu.

Bu garipliklerin en azından tarihsel bakımdan açığa çıkmış bir nedenini belki bulmak mümkün. Dünyanın en büyük petrol şirketi Chevron, bu tarihler itibariyle Kazakistan üzerinden Rusya ile işbirliğine girişmiş vaziyetteydi. Chevron, bu anlamda Rus politikasıyla uyumluydu. 17 Kasım 1993’te, Hikmet Çetin’in Bakü-Ceyhan boru hattının gerçekleşmesinin çeşitli nedenler ve terörden dolayı olamayacağı açıklamasının, Rusya kadar onunla işbirliği içerisindeki Chevron’u da rahatlattığını düşünmek garip olmasa gerek.

Bu temelde, petrol, doğalgaz, diğer enerji kaynakları ve Avrasya bölgesinin muazzam ölçüdeki hammadde zenginlikleri düşünüldüğünde, ekonomi-politiğin darbesini daha net görmek mümkün hale geliyor. Kanlı yumaklar; Sivas, 33 erin katledilmesi bu dizge içerisinde yerli yerine oturuyor, anlaşılır hale geliyor.

Buradan, konsorsiyumu oluşturan şirketlere değinecek olursak; dünyanın en büyük petrol şirketlerini görüyoruz. BP – Amocho’yu, Unocal’ı, Lukoil’i, Pennzoil’i, Statoil’i, Rancho’yu, Macdermot’u, yani tam bir kurtlar sofrasıdır söz konusu olan ve bu siyasi coğrafyanın insanları son derece yüzeysel sloganlarla birbirinin karşısında konumlanırken, arka planda petro-politiğin av alanı haline gelmiş bir coğrafyanın kanlı komplolarının kurbanı oluyorlar.

Jeo – Politik Krizin Olağan Kurbanları

Günümüze gelirsek; 35 köylünün “stratejik bombardıman” neticesinde ölümüyle sonuçlanan hadiseden çok kısa bir süre önce, Rusya ile Türkiye’nin “Güney Akım Projesi” konusunda anlaşmaya vardıkları haberi yer aldı. Bu habere her nedense hak ettiği önem hiç bir biçimde verilmedi. “Güney Akım”ın Türkiye ile Rusya’nın düzenleyiciliğinde, Avrupa’ya enerji açısından tekel oluşturmasa dahi, müthiş bir doğalgaz aktarımını gerçekleştirecek olmasının yaratacağı politik, diplomatik, stratejik, hukukî, askerî ve hatta istihbâri konular üzerinde hiç bir tartışma yapılmadı.

Böyle konular zaten parlamentonun gündemine alınmadığı için, en azından resmi düzeyde yapılan açıklamaların dışında, devletin parlamento görüşmeleri üzerinden tutanağa geçirilecek bir takım ön anlaşma metinlerinin bilgisinden de kamuoyu mahrum kaldı. Fakat, bir gerçek kendisini tekrar acı biçimde ortaya koydu. Eğer, bir ülke stratejik boru hatlarının merkezinde kendi jeo-politiğini pazarlar duruma gelmiş ise, o ülke her türlü kanlı komploya açık demektir. Türkiye’nin sürekli stratejik köprü vurgusu çerçevesinde değerlendirilmesi ve bunun büyük övgülerle pazarlanması, bir kez daha Türkiye’yi kanlı komplo yumaklarıyla karşı karşıya bırakmıştır. Güney Akım projesinin imzalanmasıyla bu 35 köylünün öldürülmesi arasındaki bağlantı görmezden gelinemez.

İnsansız hava araçları konusunda Türkiye’nin teknolojik yetersizliği biliniyor. Bu konuda ABD’nin ve İsrail’in devrede oldukları herkesin bildiği bir “sır”. Bu konuda istihbarat paylaşım anlaşmaları yapıldığı herkesin bildiği bir “sır”. Üstelik, İsrail’le güvenlik ve askerî konulardaki anlaşmaların, özellikle de gizli anlaşmaların iptal edilmediği herkesin bildiği bir “sır”. Bundan 2 hafta önce İsrail basınına sızdırılan bilgilere göre; İsrail ve Türk Hava Kuvvetleri’nin ilişkilerini yenileyeceklerine dair bilgiler herhalde “sır” kapsamında değil.

İstihbarat paylaşımı adı altında, Amerikan ve İsrail istihbaratlarından gelen bilgilere bağımlılık, yoğun bombardıman stratejisiyle birleşse de,  teknoloji fanatizminin aslında “karşı ayaklanmacı doktrin” bağlamına oturan niteliğini değiştirmiyor. Burada her suçu “iç sistem”den, “içerideki kapitalist sistem” ve onun kompradorlaşmış burjuvazisiyle, bürokrasisinden soyutlayarak emperyalizme atma alışkanlığını da elbette gündeme getirmemeli. Ancak, yine de burada olayın üzerinden günler geçmesine rağmen, “istihbaratı kim verdi” sorusunun formüle edilmesinin anlamsızlığı iyice ortaya çıkıyor. Eğer, Türkiye içerisinde kanlı bir komploda, bir katliamda, bir suikastte, yabancı istihbarat örgütlerinin parmağı varsa, o olay mutlak surette “aydınlatılmayacak olaylar” kategorisi içerisine alınır. Tuğlayı çekerseniz duvar çöker. O bakımdan, Amerikan – İsrail – Britanya istihbaratlarının Türkiye’de operasyonel imtiyazları vardır. Onlarla ilişkinin kamuoyu önünde bozulması istenmez. Fakat, bu hadisedeki soru işaretleri, belki de ilk kez bu mevzuda daha açık bir tartışmayı mümkün kılacak nitelikte.

Söz konusu istihbaratın Amerika’dan geldiği kuvvetle muhtemel. Eğer içeride birileri kurban edilecekse, bu bilgi gizlenecektir. Görünen o ki, bu mesele büyük bir telaş içerisinde adı “milli” olan kurumlara, daha olmadı ordu istihbaratına, daha olmadı başka birimlere yüklenecektir. Çünkü, söz konusu olan Amerika’nın imajının sarsılmaması, Amerikan güvenliğinin zarar görmemesidir. Bu uğurda Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Muavenet Muhribi, Amerika tarafından kasten vurulduktan sonra nasıl konunun açık tartışılması engellendi ve o hadisede bulunan subay, astsubay, erlerin konuşması nasıl önlendiyse, burada da Amerika’yı korumak adına gereği yerine getirilecektir. Güney Akım’a karşı yapılan hamle görmezden gelinecektir.

Sermaye Diktatörlüğünün Tekno – Bürokratik Faşizmi

Türkiye’de son dönemde politikanın ve tarihin hızlandığına şahit oluyoruz. Politika hızlandığı ölçüde bilinç hızlanmıyor. Soru sorulmuyor. Oysa ki, çok kısa bir süre önce dünyanın en büyük petrol yataklarından birinin sahibi olan ülkenin devlet başkanı Chavez, hastalığından ve kendisi gibi başka bazı ülkelerin liderlerinin hastalığından Amerika’yı sorumlu tutmuştu. Amerika’nın belirli işlevsellikler çerçevesinde destek verdiği liderler veya ülkelerle dostluk ya da sevgi bağı ebedi değildir. Amerika’nın sevgilileri yoktur. Amerika’nın çıkarları vardır. Amerika çıkarlarının gereğini yerine getirir. Amerika’nın çıkarları veya daha doğrusu küresel kapitalizmin çıkarları, Yunanistan’da, İtalya’da teknokrat kabineleri zorunlu kılmıştır. Artık, Avrupa’daki eğilim, sermaye diktatörlüğünün teknokrat faşizmi üzerinden halklara kendini dayatma eğilimidir. Bu eğilim bir müddet sonra dünyanın başka yerlerinde de etkisini gösterecektir.

Dolayısıyla, kitlesel oy tabanına istese de, istemese de bir takım paylar vermek zorunda olan; istese de, istemese de kitlelerin basıncını yer yer hisseden, bunun getirdiği dış politika çerçevesi içerisindeki manevra alanlarının daralmasını, en azından kendine açılan alan dahilinde özerk inisiyatiflerle dışa vuran liderlerin, Amerika tarafından çok da fazla tercihe şayan olmadığı bir döneme girdiğimiz aşikârdır. Dünya kapitalizminin işleyişi açısından, son derece önemli dinamik, ekonomik unsurlara sahip Brezilya lideri bile ABD açısından şikayet konusu yapılabilmektedir. Çünkü, büyük kriz dönemlerinde sermaye birikim stratejisinin, emperyalist egemenliğin doğası itibariyle her tür askerî baskı, tehdit, şantaj ve komplo kullanılarak elde tutulması esastır. ABD açısından vazgeçilmez olan politikacı, bürokrat veya IMF başkanında somutlandığı gibi uluslararası teknokrat söz konusu bile değildir.

Siyaset Siyasetten Arındırılırken…

Tüm bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, köylülerin ifadesiyle olayın meydana geldiği gece “200’e yakın köylünün Irak’a geçiş yapacağı ve daha sonra geri döneceği” vurgusu son derece önemlidir. Eğer, böyle bir durum vukua gelseydi, “stratejik bombardıman” sonucunda 200 köylü ölmüş olsaydı, bunun ağır bir takım politik sonuçları olması kaçınılmazdı. Bu politik sonuçların ne gibi gelişmelere yol açacağı ise ayrı bir tartışmanın konusu. Ama, artık dünyada alternatif bir siyasi modeli gündemlerine almış durumdalar: Tümüyle sermaye diktatörlüğünün açık zorbalığına dayalı teknokrat kabineler gerçeği.

Cumhurbaşkanının, siyasetin içinde olmayacağına dair açıklamasını son derece önemli buluyorum. Bunun güçlü bir sezginin yanı sıra, dünyadaki genel politik havayı ve eğilimleri yansıtan bir içeriği olduğu bir müddet sonra dünya ölçeğinde siyasetin siyasetten arındırılacağına dair ön bilgilere dayalı olduğu inancındayım. Bu ön bilgiler, devletin başında bulunan şahsiyetin kendini güçlü rezervlerle ve sağlam bir kadroyu arkasına alarak geriye çekmesinde netleşmektedir. Bu güçlü konumuyla geriye çekiliş, elbette küresel kapitalizmin “yeni devlet”çi doğası konusunda açık istihbaratlarla da pekiştirilmiş vaziyettedir.

Türkiye’de krizin zorlamaları neticesinde, sermayenin değişik hiziplerine yönelik olarak, kaynak aktarma mekanizmalarında dış politik bir takım açılımları kullanmak gerekliliği, tıpkı Güney Akım’da olduğu gibi, küresel kapitalizmin işleyişinde halen egemen askerî, diplomatik gücü elinde bulunduran Amerika bakımından ve onunla ortak hareket eden güçler bakımından problem yaratmaktadır. Türkiye’nin, ekonomik sorunlarını çözmek veya jeopolitiğini pazarlamak adına bundan sonra gerçekleştireceği her türlü planda, projede Amerika’nın güçlü bir vetosunu yiyeceği son hadiselerle netleşmiş vaziyettedir.

İstihbaratı veren Amerika’dır: Güney Akım’ın karşılığı 35 insanımızın canı olmuştur. Bundan sonra ekonomik alanda bir takım adımlar atma konusunda, Türkiye’de siyaset kadrolarına verilen çok kısıtlı özerk davranış, tutum, politika belirleme imkânları veto yemiştir. Bundan sonraki süreçte, siyasetin siyasetten arındırılması söz konusudur. En önemlisi, yeteri kadar bilince çıkarılmamış olguların; Sivas’ın, Maraş’ın, Çorum’un, 1 Mayıs’ın, 16 Mart’ın bir dizge halinde temel bağlamlarından koparılarak ele alınması, bunların tekrarlanmasını mümkün kılacak dinamiklerin yerli yerinde duruyor ve hatta daha da şiddetli bağlamlara oturuyor olmasına rağmen yeterince değerlendirilmemektedir.

Ortadoğu Zahmetkeşlerinin Seçimi: Ya birlik Ya Yok Olmak

Korkarım ki, özellikle Türkiye’de Alevi ve Kürt yurttaşlarımızın sorunları algılarken jeo-stratejik, jeo-politik, jeo-ekonomik gerçeklerden kopuk, meseleleri dünya kapitalist sisteminin prizmalarından süzmeden, Ortadoğu’daki gelişmeleri yeteri kadar irdelemeden ele almaları, onlar açısından ideolojik ve politik bir donanımsızlığı beraberinde getirecektir. Özellikle, İran konusunda yaşanacak gelişmelerin Türkiye’deki yansımaları, tıpkı 1978’deki gibi, son derece şiddetli kanlı komplolara kapı aralayacak niteliktedir. Bu konuda uyanık olmaya ihtiyaç vardır. Bunun yanı sıra, kendini bugüne kadar bağımsızlıkçı, anti-Amerikancı bir bağlam içerisinde sunan bir tür küçük burjuva radikalizmi, ırkçılığa savrulmuş vaziyettedir.

Son 35 insanın “stratejik bombardıman” neticesinde ölümüyle ortaya çıkan bu çürümüş küçük burjuva radikalizmi, meseleleri yerli yerine oturtarak, bu konuda Ortadoğu’daki gelişmeleri, Amerikan emperyalizminin rolünü, Britanya’nın, Amerika’yla birlikte Avrasya çıkışını, yaşanan jeo-politik krizin yansımalarını, ilerici, yani sosyalizan bir gözle değerlendirecek yerde, gerici, yani faşizan bir çerçeve içerisinde ele almakta ve Kürt kardeşlerini düşman olarak görmektedir. Oysa söz konusu olan, Türk Mehmetler ile Kürt Mehmetlerin dövüştürülmesidir, savaştırılmasıdır. Kürt Mehmetlerle, Türk Mehmetler dövüşmeden bu muazzam alanın petrolü, suyu, enerji kaynakları, kromu, diğer hammaddeleri yağmalanamaz, çalınamaz, aktarılamaz. O bakımdan, kördüğüm, Türkiye’nin kompradorlaşmış kapitalizmi, onun rejimi, o rejimi yaşatmak için kurulan stratejiler, o rejimin sermayeleşmiş zor ve baskı aygıtlarıdır.

Hem Türkler, hem Kürtler gerçek düşmanları konusunda uyanık olmak mecburiyetindedirler. Bu iki halkın ve onlarla birlikte Farsların, Filistinlilerin, Arapların, Çerkezlerin hiç birinin etnik dile tercüme edilerek basitleştirilecek piyasacı kavramlar üzerinden bir kurtuluşu örgütlemesi mümkün değildir. Şimdi, bütün bu siyasi coğrafyanın zahmetkeşlerinin birlik zamanıdır.


Deşifrasyon: Hazal Kelleci

The post Suat Parlar: Sivas’tan 35’lere appeared first on HALKIN DEVRİMCİ GÜÇLERİ.

]]>
https://halkin-dg.com/guncel/suat-parlar-sivastan-35lere.html/feed 0